Blog Arşivi

1 Mart 2026 Pazar

CUMHURİYET ALTINI..

 


      

                                                                                                1.03.2026

            

            Kanal ‘İstanbul’u inadına yapacağız’ diyebilen bir Cumhurbaşkanına nasıl Cumhurbaşkanı denilebilir, bu bir, ikincisi de Halk Cumhurbaşkanı için değil, Cumhurbaşkanı halkı için vardır. Üçüncüsü ise bir Savcı istifa etmeden Bakanlık görevine atanamaz, atanamazsa da Bakan olamaz. Buna rağmen Bakan yapılırsa da yemin edemez veya yemini geçerli olamaz. Yemin etmeden de Bakan olamaz. Çünkü anayasa böyle söylüyor. Bu açmazdan çıkabilmek için de en iyi çözüm, mesela Ö. Faruk Eminağaoğlu gibi bir tarafsızı, Adalet Bakanı yapmaktır. Şayet bu da inadına yapılmazsa, Türkiye Cumhuriyeti’ne Devlet denilemez.

 

Türkiye kendisine yeten bir ülke olmaktan, komşularına bile muhtaç ülkeler arasına nasıl düştü? Sorusuna verilecek tek cevap, 24 yıllık tek adam ve AKP iktidarının mevcudiyetidir. Ki maalesef bu durum, ülkenin de makûs talihi olmuştur. Biraz daha açarsak; BOP eş başkanı olarak Parti ve Devlet Başkanı yetkileriyle tam teçhizatla ülkeyi, yardıma muhtaç ve paket halinde emperyalist güçlere teslim etme misyonunu tamamlamaktan başka bir görevi mi olduğu düşünülüyordu acaba mevcut İktidarın?

 

Öyleyse içine düştükleri açmazdan tek çıkış yolu, erken seçimdir. Yoksa çok daha büyük bir çıkmaza düşüp içinde yok olacaklardır. Çünkü sosyal matematik de böyle söylüyor. Tarihinde ilk defa asgari ücretin üstünde alınabilen Cumhuriyet altını, Merkez Bankasında saklanması gerekirken şimdi yandaş kasalarında istifleniyor. Dünya genelinde de bizim gibi ülkelerde aynı durumlar yaşanabilir ve milli servetler emperyalist şirketlere satılabilir.

 

İşte bu durumların önlenebilmesi için de ilk ve tek seçenek, bu İktidarların gecikmeden değiştirilmeleridir. Değişim salt Demokrasi ile değil; ama rahmetli Atatürk'ün de 100 yıl önce öngördüğü gibi Halk demokrasisi olan Cumhuriyet İktidarıyla olmalıdır. Çünkü salt Demokrasi, yalnız İktidarın menfaat şemsiyesidir. Oysa Cumhuriyet yönetiminde ise demokrasi, bizatihen halkın kendi şemsiyesi olmaktadır.

 

Geçen yazımda ifade ettiğim gibi, haldır haldır satılan veya uzun vadelerle devredilen yollar, köprüler vb. demirbaşların ana nedeni, CHP İktidarını zor durumda bırakmak içindir, ki bunu, kış göçü nedeniyle sıcak bölgelere giden leylekler bile anlamışlardır mutlaka. Ne ki milli demirbaşlar İktidarın değil; ama halkın ve gelecek nesillere intikal edecek Cumhuriyet mirasıdır. Ve böyle bir suç, tek kelimeyle vatana ihanettir ve hesabını ödeyebilmeleri asla mümkün değildir. Bunun yorumu ise artık sizindir sevgili okurlar.

 

İktidar kanadında ülkenin bütün seçmeleri toplanmış ve hepsi birbirinden yeteneklidir. Hangisini emsal alalım? Hepsi emsalsizdir. Artist kahvehanelerinde aday aramaya kalksanız nafile olur. Çünkü adaylarınızı AKP koltuklarından toplamalısınız. Zira o koltuklarda, figüran ve başrol oyuncusu yeterinden fazla mevcuttur. Ki, bütün dizileri kolayca çevirebilesiniz. Ayrıca para ödemenize de gerek kalmaz. Çünkü gelirleri fazladır ve nasıl olsa kendileri için de yeterinden bile fazla reklam(!) olacaktır.

 

Süreç raporunun, süreci tasfiye etmek amaçlı olmaması için, başından beri ifade ettiğimiz ve beklediğimiz gibi düzeltmelerle aşağı yukarı oluşturulduğu görülüyor. Lakin bundan sonra ne olur, nasıl olur göreceğiz. Yalnız işe yarayan ve milli müktesebatımıza dokunmayan bir sonu olması, çözüm olmuştur denebilmesi için de nihai revizyonların, Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin çatısı altında yapılıp karar altına alınması gerekmektedir.

 

Ayrıca, 'yollar ve köprüler gibi milli mülkü kiralayacak olanlar iyi bilmelidir ki, kendilerini en fazla iki yıl içinde ülkeden kovacağız'. Mealindeki ifadesi, şahsen Özel'den beklediğim manifestoydu. Yani sonunda her şey olacağına varır, sular durulur, faturalar kesilir, hesaplar ödenir veya vadelendirilir. Gitmesi gerekenler çeker gider ve ülke her zamanki gibi yine vatan evlatlarına kalır. Anlayacağınız kıssadan hisse de budur. Hiç endişeniz olmasın.

 

Geçen gün, ballı döneminin bittiğini kabullenen ve yanaştırılmış Vekillerden olan bir kadın, halkına hitap ettiğini sanan bir ifadeyle, Tanal'a aklınca bir yumruk daha attı. Pahalı giysiler içinde ve ballı döneminin sona ereceği endişesiyle etekleri tutuşan; ama aynı ruhsal nedenle Gökçek'in oğlu gibi psikologluk olan ve ruhsal harabiyet içindeki bir kadın imajıydı, şahsen bana verdiği görüntü. Hemen bir uzman arasın ki, yoksa yatağa bağlanıp devamlı sakinleştiriciye ihtiyacı olan ve elinde tek serveti kalacak kadınlığından da olmasın.

 

Trump'ın hayli karışık ve ne söylediğini bilmeyen kafasıyla, USA için artık büyük bir tehlike haline gelmiş olan Yahudi lobisi, USA'nın başını yemeden yola getirilmelidir. Yoksa bir Dünya harbi çıkarmaya güçleri yetmese de USA'nın Devlet mevcudiyeti yok olabilir. Bırakalım emperyalizmi de USA'nın bütün zararlı geçmişine rağmen, BM genelinde sıradan ve her ulusal Devlet gibi, BM tematiğine uyması bileşkesinde bir Devlet olma mecburiyeti ve de mevcudiyeti, dünya sulhu için yine de gereklidir.

 

            Lakin bunu söylerken; aradan geçen 100 yıla rağmen, Atatürk isminin bile dışımızdaki Akbaba Devletlerin hala en büyük korkusu olduğunu bildiğimizden, bu korkudan kurtulmak için Akbabaların, başımızdaki müstevlileri büyük bir baskı altında tuttuklarını da asla yadsımıyoruz. Bu nedenle de yapılacak işler bellidir ve Arife tarif gerekmez diyoruz.

 

Atanmışlardan olan Adalet Bakanı ilk iş olarak yeni ayarlamalarla, başta İmamoğlu olmak üzere bütün CHP'li tutukluları, vekilleriyle görüştürmeme uygulamasını yerleştirmeye çalışıyor. Nedeni ise avukatların tutukluların ajanları(!) olmasıymış. Yoksa uzun zamandır pisipisine tutuklananları desteksiz bırakarak bezdirip, kendi taraflarına mı dönüştürmeyi deniyorlar acaba, ne dersiniz? Başlangıçta ülkeyi firma gibi yöneteceğini söyleyen ve eleştiri kabul etmeyen birisi, şimdi millî Parkları bile özelleştirmeye kalkarak, Türkiye Cumhuriyeti'ni, Türkiye Kapitalist Yandaşlar Anonim Şirketine dönüştürmek üzere karara bağlanmasını teklif etmeye mi hazırlanıyor yoksa?

 

Ne düşünürlerse ne yaparlarsa yapsınlar ister adaylı ister adaysız, iterek, dürterek, öyle veya böyle, seçim sandığı nasıl olsa gelecek ve son sözü Halk söyleyecek, bilesiniz! Bu arada, içinde yaşamakta olduğumuz akut hastalığa rağmen, hala kararsızım diyenlerin, bırakın milli olmalarını da evrenin insan yaratıkları olduklarını bile şüpheyle karşıladıklarını sorgulamak gerekiyor.

 

Biz yine de onlara bir tavsiyede bulunalım: 2 Mart 2026 günü Özgür Özel 350 kişilik uzman kadrosuyla, Türk Milletinin karşısında neyi, neyle yapacaklarının, herkesin anlayacağı dilden açıklamasını yapacaklarını beyan etti. Bilhassa da siz kararsızlar; aklınıza gelen, gelmeyen bütün sorularınızı sorun onlara ki, aklınızda herhangi bir şey kalmasın. Tatmin olacağınıza da emin olabilirsiniz. Ne ki şayet bu da yetmezse, hangi dine inanıyorsanız, Tanrınız sizi yanlış karar vermekten yine de korusun. Şayet rey vermek istemiyorsanız da muhalifinizi otomatikman seçmiş olacağınızı sakın unutmayın.

 

Hazır yemeye alışmak, kudurmuştan beter eder insanı. Hele de bu yağma Hasan’ın böreğiyse, 'yeme de yanında yat' ifadeli temayülü artanlarla işiniz bayağı zor olacaktır. İşte dünyanın kanını emen emperyalistin neden kudurduğunun şaşmaz göstergesi de budur. Mesela 'erken seçim olmayacak' diyen her devrin meddahı Bahçeli, bahse konu olan temayülü, daha açık ve de seçik ortaya koyamazdı.

 

Kendisi için de konuşan Bahçeli varken, düşüncesini kendisine saklayarak daha fazla puan kaybetmek istemeyen Erdoğan'ın, memnuniyetle kıs kıs, güleceğini düşünmekte şüphesiz yanlış olmazdı. Ülkeyi yağmalamak, kendilerine göre öyle bereketliydi ki, sürenin sonuna kadar ballı yemeğe devam etmek, neden olmasındı. Bu nedenle de seçimi öne almayı elbette düşünemezlerdi.

 

CHP'nin ölüm döşeğindeki Kurultay Davasını, korkusu tavan yapmış Erdoğan'ın, CHP’den ne pahasına olsa kurtulmak istemesi nedeniyle, yeni Adalet Bakanıyla yeniden kurgulamaya kalkışması, çok tehlikeli sonuçlara yol alabilir. Biz uyaralım da akıllarını başlarına alarak yarışı siyaset kulvarında tamamlasınlar. Ki diskalifiye olmasınlar, zira 25 yıllık AKP sulta balonu da bir anda patlayıp, tarihin arşivi yerine çöplüğünde yerini alır sonra.

 

Tarım ve deniz ürünleri cenneti olan yurdumuzu yokluğa mahkûm ederek çeteler Devleti haline getirdiler. Öyle ki kan bağımız olan Meksika bile bugün bizim halimize daha fazla üzülüyor. Her türlü ürünleri alabiliyor ve soframıza koyabiliyorken, bugün çoğunluğumuzun ancak tezgâhlarda imrenerek seyrettiği; ama alamadığı doğal gıdaları bile bolca alıp yiyen bir parazit azınlığı, vatandaşın sırtında kambur haline dönüştürdüler. Soru şu; acaba bunları, sizce de nasıl bir hale dönüştürmek gerekir. Yoksa seçim sandığını getirseler yeter mi?

 

Herhangi bir ülke bugün atom silahı kullanacak olsa esasen Dünya Harbi çıkaracak ve ilk önce de kendisini yok ettirecektir. Çünkü radyasyonun freni yoktur. Gücüde Uranyumun ne kadar kullanıldığına bağlıdır. Radyasyonu ki bugün artık neredeyse bakkal dükkânında bile bulabilirsiniz. Şimdi ise, İran’ın atom bombasından korkmaya, çocuklar bile gülüyor. Atomu sanayi de kullanmak varken, İranlılar aptal mıdır da hiç kullanamayacakları bombasına bütçe ayırsınlar. Öyleyse mesele nedir, sadece emperyalistin İran’ı da Irak ve Suriye gibi, sömürgeleri arasına katma iştahıdır.

 

Nitekim dün başlattığı gerekçesiz İran saldırıları, stepnesi İsrail’in de genişlemesi için gerekli görülen bir müdahalenin, ders alınacak göstergesidir. Bakalım, yakın gelecek son teferruatı gösterecek nasıl olsa. Kimin aslında ders alacağını da sergileyecek muhtemelen. Bu anlamda bence en anlamlı husus, eşyanın tabiatı nedeniyle önce para babalarının veya akbabaların, silah envanterlerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalacak olmalarıdır…

 

Serendip Altındal


Özün Kişiliğindir...

Özün Kişiliğinin Aynasıdır (Eski makaleler)

serendipaltindal02.blogspot.com

serendipaltindal94@gmail.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

15 Şubat 2026 Pazar

TAMGALIK ÖNGÖRÜLER..

 


        

                                                                                               15.02.2026

 

Mustafa Kemal imzalı öngörüler kendini her zaman ispat etmiş belgelerdir. Ve bunun aksini söyleyebilmek asla mümkün olamamıştır. Mesela yukarıdaki resim yazıdaki asırlık öngörüler bugün yaşadıklarımız değil midir? Nitekim Atatürk öngörüleri, cetvel gibi doğruluklarıyla yalnız şaşkınlık değil Dünya genelinde hayranlık yaratmıştır. Olağanüstü bir analiz yeteneği ve deha ile betimlenen bu öngörüler, Atatürk'ü erişilemez bir zirveye çıkartmıştır.

 

Ön Türk İmparatorluklarının tabası olan bütün kavimler, din ve inançlarında tamamen özgür bırakıldıkları için hiç savaşmadan, sulh ve huzur içinde yaşadıkları nedeniyle, hepsinin ortak Devleti olan Türk İmparatorluğunun bekası için birlikte çalışarak İmparatorluğu daha da yüceltip büyüterek yaşatmışlardır. İşte, Türk tarihini çok iyi bilen Mustafa Kemal'in devletçilik anlayışı ve öngörülerinin kaynağı, Türk İmparatorluklarının ihtişamı içinde ve Türk Tamgalarında araştırılmalıdır.

 

Atatürk öngörüleri yalnız bizim için değil; ama evrensel Dünya için de büyük anlam kazanmıştır. 'Yurtta sulh cihanda sulh' anlamı, alternatif düşünce sahibi Dünya vatandaşları arasında bile sayısız taraftar kazanmıştır. Harplerden nemalanan birçok silah taciri için bile durum değişmemiştir. Zira harp sonrasının ilk gecesindeki uyku, yastık altındaki altından bile değerlidir. Çünkü yaşam en değerli mülktür.

 

Evrimleşen bilimseli kurguladığımızda, gelecekte değer bilgilerimizin de değişeceği anlaşılıyor. Bugün bir altın bilezik için bile adam öldürenler, dış gezegenlerde buldukları miligramı dahi milyonlar eden madenler için, acaba ne canlar yakacaklardır. Biz bu düşüncelerde yolumuza devam ederken, bugün gelişmenin mihenk odağı olan Çini de izlemeye devam edelim o zaman. Çünkü bugün yaşadığımız dönemin de çok üstüne sıçramış olan Çin'den öğrenilecek çok şey olacaktır.

 

Laikliğin Anayasaya girmesinden sonra, 1982 de yapılan bir referandumla, laik mi, seküler mi olmalıyız seçkisinin yüzde 70 laiklik lehine sonuçlanması, ülkemizde laikliği artık perçinlemişti. Durum bu kadar açık ve yasalsa, bu bağlamda söylenecek bir şey kalmamalıdır. Ne var ki laik olmayı beğenmeyen bağnaz müstevliler ve Şeyhülislam kalıntıları laik olmayı savunanların suç işlediğini yasallaştırmaya çalışıyorlar. Ne diyelim, Allah onlara fazla gecikmeden biraz akıl, biraz da fikir versin.

 

6 Şubat 2023 Depreminden, 3 yıl sonra bile acıları giderilmemiş olan depremzedelere, haklı ihtiyaçlarını gidermek yerine hala nasihat veriyorlar. Oysa Deprem masraflarını iki defa karşılayabilecekleri Deprem bağışlarının hesabını vermek yerine, yetmezmiş gibi, muhalefetin İktidar adayını, elimine edercesine, mağduriyetlerini CHP’ye atfediyorlar. Oysa kendilerininkilerden başka bütün beyinlerin görüp anladığı gerçekleri yok sayarak, aslında karşılıksız ve en ufak beklentisi bile olmadan bütün gerçek Deprem yardımlarını neredeyse CHP yaptığı halde, 'ANLAMAK' kelimesinin ne olduğunu bilmeyen beyinleriyle bir de aksini savunuyorlar.

 

Epstein meselesinin salt bir oldu bitti olmadığı görülüyor. Çünkü İktidara yakın çevrelerin kontrol altına alınmasını istedikleri ülkelerde, şaibeli adamlarla şaibeli birliktelikleri, nüfus sahibi insanlara istediklerini yaptırabilmek için, en ucuz, hızlı, etkili ve onların ellerini kollarını bağlayabilecekleri metotlar olmalıydı ve öyle de oldu esasen. Böylece emperyalist paylaşımındaki ülkeleri, sessiz ve derinden kontrol altına alabildiler.

 

            Üstüne de nüfuslu insanları kendilerine suç ortağı yaptılar. Kolay ve ucuz, ne ustaca değil mi? Genelev sahibi bir dedenin torunu olan Trump’ın, umduğundan bile fazla işine yarayan bu olgular, belki de Epstein’ in erken reset edilme nedeniydi, kim bilir? Adam öldü de pisliği çıktı ortaya. Herhalde birileri, bu davetleri hediye sandılar ve salakça geldiler tufaya. Herifin başka ülkelere sayısız kara para seyahatleri yaptığı gibi Türkiye’ye de özel uçağıyla defalarca geldiği biliniyor. Ne getirdiği onun olsundu; ama giderken ne götürdüğü çok önemliydi. Şayet depremzede çocuklarımız da varsa götürdüklerinin arasında, o zaman o yavrular için, bütün aracı olanlara ödediği paraların, şerefsizlerden fitil fitil kazınarak sökülmesi gerekmez mi?

 

Hazır olun! Köprüler, yollar ve dahası, yani milli servete ait ne varsa satılınca ve emperyaliste bağımlılığımız her noktada artınca veya mandalığımız tescil edilince. AKP'nin ömür boyu iktidar kalacağı hesap ediliyor. Durum böyle olunca da erken seçimler daha bir çıkmaza sokuluyor. Hele Anayasayı bile değiştirmeye kalkarlarsa. Bu durumda ise milli iradeyi, artık seçim sandığına kaynatmak gerekiyor. İnşallah anlaşılmıştır.

 

Çünkü Türkiye Ortadoğu'nun giriş anahtarıdır. İşte bu durumu da bilen Erdoğan, belki de artık kendileri için denizin bittiğini gördüğü için BOP Projesine, son görevini Ülkemizin her varlığını satmakla eda ediyor. Yalnız bilmediği veya düşünemediği bir şey var. Ülkemiz varlığının üstüne yeni varlıklar koyup sonsuza kadar yaşayacaksa da devran değiştiğinde, Kaptanıyla, AKP takımını arayın ki bir daha bulabilesiniz. Ve Osmanlı Kapitülasyonlarına rahmet okutacak Cumhuriyet Kapitülasyonlarını bakalım hangi çuvala sokacaklar.

 

Biz bunları söylerken, en işe yaramaz adamların AKP'ye yamananlar olduğunu söylemeden de olmaz. Çünkü milliyetçi ve CHP'li olduğunu söyleyen bazı omurgasızların aslında salt parasal nedenlerle ve hem de eşyanın tabiatı nedeniyle tam kaşsısında olmaları gereken bir Partiye geçmeleri, türlü çirkin sıfatları hak ediyor şüphesiz. Omurgasız olmak aynı zamanda nesnelsiz olmak demektir ki, böylelerinin hiçbir derde derman olamadıklarını söylemek yanlış olmaz. Bu anlamda bilinmesi gereken başka bir husus, kararsız olanların, aslında her zaman öznel muhaliflerini seçmiş olduğunun da asla unutulmaması gerektiğidir.

 

Bunlardan derman arayanlarsa, aslında yok hükmündedirler. Tarihe bakarsanız şeceresi bozukların nerede nasıl son bulduklarını da hiç zorlanmadan imajınıza alabilirsiniz. Yani boş verin bunları, laflarını bile etmeye değmez. Bu arada düşünülmesi gereken bir ara yüz daha var. Sık tekrarlanan milletin meclisi lafı, aslında milletin değil İktidarın Meclisini betimler. Hal bu olunca da önce, müstevliler temizlenerek; millet yani halkın ‘Atatürk Meclisi' yeniden tesis edilmelidir. İnanın ki tek çözüm de budur.

 

Esasen Cumhuriyet tarihinin kuruluşunda bile yaşamadığı kargaşayı artık çete kavgalarıyla yaşayan Meclisi değerlendirdiğinizde, kimsenin beyanatını dinlemeden ne söyleyeceğini bildiğinizi düşünüyorum, çünkü ak masalıyla başlayıp bugün karalar basmış olan Meclisin, değiştirilmemesi için bütün nedenleri iflas etmiş olan İktidar kanadında, siyaset yapılmadığını nasıl olsa sizde görüyorsunuzdur. Aynı bağlamda, tek adam sultasının, şanlı Meclisi ne acınası hale getirdiği de bütün Dünyaya sergilenmiştir.

 

Özgür Özel kurulacak yeni Hükümet programını açıkladı, dinleyip bir şeyler öğrenmeleri gerekiyor. Yalnız şu soru sorulmadan geçilmemelidir. Adam herkes için düşünüyor, herkes için konuşuyor, daha ne yapsın? Kasaptan köftelik kıyma alır gibi başka Partilerden vekil transfer etmek, rey hırsızlığı olması nedeniyle Anayasal bir maddeyle yasaklanmalıdır ki, seçim sonuçlarında da hakkın yerini bulması sağlanabilsin.

 

Yalnız bir anımsatma daha yapmak gerekirse; bağımsızlık karakterimdir diyen Atatürk'ün, akademi yıllarından itibaren spor camiaları içinde tek idolü olan, Beşiktaş Jimnastik kulübüydü. Nedeni ise uzun mücadeleler sonunda Padişahtan 1903 yılında, Osmanlı tarihinin ilk bağımsız kuruluş yetkisini almış olan spor kulübü (veya kamu cemiyeti) olmasıydı…


Serendip Altındal

 

 

Özün Kişiliğindir...

Özün Kişiliğinin Aynasıdır (Eski makaleler)

serendipaltindal02.blogspot.com

serendipaltindal94@gmail.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1 Şubat 2026 Pazar

EVRENSEL KARGAŞA..

 


        

                                                                                               1.02.2026

 

Kuzeydoğu Suriye de oluşacak olan Kürt Federasyonuna bizdeki sürecin aracı olduğunu görmek için, arif olmaya gerek yok. İmralı laflarının, terörsüz Türkiye etiketiyle söylenmeye başlandığı günlerden beri terörle daha da sarmal olduk. Ve bu durumun devam edeceği de buhran geçirmekte olan emperyalist etkisiyle daha da belirgin hale geldi.

 

Çünkü jeopolitik konumumuz nedeniyle terör, bir yeni Dünya harbine dönüşünceye kadar başımızın belası olmaya fasılalarla, devam edecektir. Çünkü emperyalist ve dostları öyle istiyor. Dünya kargaşası bitince bizim terörün bitebileceği de ancak olağan hale gelir diyebiliriz. Peki, bir Dünya harbi çıkmadan terör bitebilir mi, şüphesiz bunu da zaman gösterecektir. Tabi bunun için de ya gücümüzü katlamak veya Dünya nüfusunun bir hayli azalması gerekecektir. Birinci seçenek AKP İktidarıyla mümkün görünmüyorsa da ikicisi olmazsa olmazdır.

 

Ebeveynlerin disiplinleri vardır ve çocuklar da bu prensipleri öğrenerek büyümek zorundadırlar. Ki ebeveyn olduklarında kendi çocuklarının karşısında zor duruma düşmesinler. İşte milletler de böyledir, ebeveyn olan Devletin de anayasa ve kanun maddeleri gibi prensipleri vardır. Ne ki bizde bu prensip meselesi, Adaletin ve milli eğitimin bugünkü durumuna bakıldığında, endişe vermektedir.

 

Ne kadar hazmedilerek alınmış doğru bir eğitimin, o nispette doğru prensipler edinilmesini sağladığı bilinince de endişemizin büyüdüğünü anlamış oluruz. Bu durumsa, içinde olduğumuz kargaşayı da büyütür. Ve bunun kaygısı, salt bize mi ait diye sorarız kendimize. Çevremize baktığımızda evrensel kargaşanın, her halükârda arttığını da hemen tespit edebiliriz. Lakin evrensel kargaşanın asla evrensel suhuletle çözülemeyeceği de anlaşılır. Adaleti herkes ister; ama herkes asla unutmasın ki, hak tek başına yalnız, hakka sahip olana verilir ve işte gerçek adalet de budur.

 

Çünkü Gazze bitmeden, Venezuela, Grönland, onlar bitmeden yeni İran, Suriye polemikleri arasında nefes alamadan gidip geliyoruz. Ve bütün bu metaforların başında da Oskarlık(!) Trump'ın oturduğunu görüyoruz. Hele USA cephesinde, oluşan yeni bir İran Şahlığı senaryosuna bakıldığında, bir zamanlar Pehlevi & CIA komplosuyla sokaklarda sürülerek harcanan, aslında petrolden başlamak üzere bütün milli varlığının İran’a ait olmasını savunan milliyetçi Musaddık'a, iki defa rahmet okunması gerektiğini de anımsamak mümkün olabilir.

 

Ayrıca İran'a, emperyalist kışkırtmasıyla başlatılan direnişi, sert müdahaleyle önlemeye çalışması nedenini bir savaş sebebi sayan megalomanlara; yani başka bir ülkenin iç işlerine asıl müdahaleyi yapanlar, 'ben yaparsam olur' deklarasyonunu BM’ye yeni bir manifesto yaparken, Ortadoğu gibi bir bölgede oluşacak evrensel kargaşadan, peki siz hayati bir yara almadan nasıl sıyrılacaksınız diye sormak gerekir.

 

Bu bağlamda günler geçerken ve takvim yaprakları seçim arifesine yaklaşırken, diğer bir fark edilen de muhaliflerine yapılan çocukça, acemilik olgusu suçlamalarla, AKP'nin kendi sonuna hızla yaklaştığıdır. Varılan durumdan, parti içi muhalifleri tarafından artık konu mankeni yapılarak kullanılan Erdoğan'ın, eline yazılı olarak verilenleri okurken, birçok olaydan haberinin bile olmadığı anlaşılıyor. Yalnız vekil satın almakla anayasayı değiştirebilmek, yeni bir umut olabilse de içi boşalmış bir ülkede, ellerinde sadece Atatürk’ün özgürlük ve sosyal demokrasi meşalesi kalmış müktesebat yeminli seçmenlerle, bu umudu nasıl kullanabileceğini(!) yine yakın bir zaman gösterecektir.

 

Bahçeli ise bildiğiniz gibi, siyaset hayatında koalisyonlardan, ki o da Türk sıfatını kalkan yaptığı için, başka da bir opsiyonu olmadığı halde, bir topuk ötesinin kendi çukurunun dibi olduğu uçurumun yamacında, hala boş vaatler sallayarak son dönemini yasamaya ve gönlünü avutmaya çalışıyor. Durum buysa mesele yok, bırakın yapsın. Ama; boş AKP çanağını hem yalıyor hem de 23 yılın yalanlarına, ortağı gibi devam ediyorsa, bize de artık kendisini Türk milletine havale etmek düşer. Mesela emekli maaşlarında, boyundan büyük salladığı halde yine Erdoğan kuklası olmaktan kurtulamadı. Başka bir, Erdoğan’a stepne amaçlı aforizmayla da etrafımız yanarken erken seçimler güvenli olamaz(!) diyor. Demek ki milli güven, sayesinde yine anlamını yitirmiş oldu.

 

Ortadoğu ve çevresine, bizim stratejistler yeni metaforlar yapıştırırken, Dünya kendi kulvarında amansız bir koşuya kalkmış görünüyor. Ne oluyor ne olmuyor diye araştırmak, artık bir çuval pirinç içinde küçük ve tek bir mandalina çekirdeği aramak kadar zorlaşıyor. Hele de kendisini var eden emeklisini yok sayarak açlığa mahkûm eden İktidarın günahını, örtmeğe çalışarak emekli haklarını savunmak üzere Mecliste emekli nöbeti tutan liyakatli CHP Milletvekillerimizi minnetle kutluyoruz. İnanın, ki bu durum bile emeklinin çok ağrına gidiyor sevgili okurlar. Dışımızdaki liyakatli adamlardan oluşmuş olan İktidarların emeklilerine bakın, ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.

 

Şimdi iki meseleye daha işaret etmek gerekiyor. Biri sınırdan sınıra bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını milli birliğe odaklayan Serhan Asker’e, diğeri de Kıbrıs’ın önemini daha da belirgin hale getiren ve bağımsız Kıbrıs bileşkesi içinde ana vatanın Türk toprağı olduğunu, dış Dünya’nın bir daha kafasına sokan, KKTC Başkanı Kıbrıs Türk’ü Denktaş’ın yoldaşı Sayın Erhürman’a, teşekkürlerimizi bir şükran borcu olarak betimlemeliyiz.

 

Biz buralarda gezinirken, Çin sessiz ve derinden giderek, Dünya finans transferlerini, ticari uygulamalarını ve finansmanların hakça dağılımını millileştirirerek, Doları da uzak sahillere yollayıp, bazı büyüklerin başını fena halde yakacakmış gibi görünüyor. Yani Trump ve yoldaşları diğer tarafta havayı üflemeye devam edip dursunlar anlayacağınız. Ama; atı alanın körfezi geçtiği de görülüyor ne yapsalar. Ve Çin’in bugünkü durumunun kaynağının, bir zamanlar tabası olduğu ön Türklerin (Gök Türkler) Devletçiliğine da empati oluşturduğunu anlamış oluyoruz.

 

Tıpkı Roma İmparatorluğu kaynakçasının, Etrüsk Türk İmparatorluğu (Asena Türkleri) olduğu gibi. Mesela bugün Çin tabası altındaki Uygur Türkleri de Gök Türklerin bekasıdır. Çünkü Uygurların, Çin tabası altına geçtikten sonra Çin’i terk ederek Türk karakterine aykırı olarak, yeni bir bağımsız Devlet kurmamalarının tek nedeni. Eski vatanları olan Çin de Gök Türklerin, tabası olan Çinlileri din ve inançlarına karışmadıkları ve özgür bıraktıkları içindir. Ve bu nedenle Çin de bugün, Uygurlarla aynı bağlamda ödeşmektedir.

 

Öcalan son açıklamasında, Türkler ve Kürtler tarihte hep dayanışma içinde olmuşlardır diyerek, Kürtleri Türk saymadığını ve niyetinin bir Kürt federasyonu olduğunu adeta sözlü de ifade etmiştir. Öyleyse, terör son bulsun diye başlatılan çözüm sürecinin, Bahçeliye bir emperyalist nişanı   kazandıracak müdahalesi, tekrar açıklık kazanmıştır.

 

            Acaba bu durumda, Bahçeli'nin kökünün, Öcalan gibi Ermeni olduğu söylencesi, yadsınmalı mıdır? Zira ikisi iyi anlaşıyorlar. Bu arada müktesebatımızı niteleyen sınır çizgilerimizde, aleyhimize oluşacak en küçük bir değişikliğin bile Türk'ün sabır taşını çatlatacağı bilinmelidir. Çünkü sınır komşumuz Suriye de emperyalist gerekçeli paralı Lejyoner gurupların, boş çuval yığınları gibi oradan oraya taşınmaları, herkes için yeterinden fazla güvensizlik yaratmakta ve yeni sorular oluşturmaktadır.

 

Bu nedenle de ülkemizin bir an önce kuklacı ve kuklalardan temizlenmesi, belki de yeni bir madde olarak, Anayasanın değiştirilemez beşinci maddesi haline gelmelidir. Aynı bağlamda çalışmayı ve emekliliği teşvik etmek yerine yok etmeyi seçenlerin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olamayacakları da aynı madde içinde hukuk diliyle, bir an önce Anayasaya ilave edilerek, güvence altına alınmalıdır. Çünkü Devlet olabilmeninde ilk şartı, önce çalışarak Devletlerini yüceltmiş olan emeklilerine sahip çıkmaktır, onları yok saymak değil. Çünkü bu davranış, Devleti de yok sayar.

 

            Esasen fazla uzun olmayacak yakın bir gelecek, uzay yarışının dışında kalacak Devletlerin, sanki yabancı bir gezegende yaşıyormuş intibaıyla yaşamlarını alt üst edecek bir Dünyada yaşamak zorunda kalacaklarını gösteriyor. Bu nedeni oluşturacak olansa, değerli madenler, yapay zekâ ve özellikle de negatif enerji rezervlerinin, salt gelişme trendini artık ışık ötesi galaksilerin uydularında yaşayabilecek Devletlerin elinde olacağıdır. Diğer Dünya Devletleri ise, ki tabi onlarda hala varsa, ancak kendilerine uzay devrini yaşatan Devletlerin, ağır işlerinde kullanacakları ucuz işçi rezervlerine sahip kampüsler olabilecekleridir…

 

Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğindir...

Özün Kişiliğinin Aynasıdır (Eski makaleler)

serendipaltindal02.blogspot.com

serendipaltindal94@gmail.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

15 Ocak 2026 Perşembe

MATMAZELE VEDA..

 

       


 

                                                                                               1.15.2026

 Devlet sahibi olabildikleri halde ellerinde fazla tutamadıkları tarihlerine bakınca geleceklerinde bu durumlarının değişmeyeceği de anlaşılmaktadır. Çünkü özgün menfaatleri bireysel ve egosantrik olduğu için, millet kavramları gelişmemiştir ve paralarını salt kendileri ve aileleri için kazanmayı severler. Özetle de milletsiz ulus, dolayısıyla da Devlet sahibi olamayacakları, olsalar bile Devletlerini fazla yaşatamayacakları açıktır. En uzun Devlet yaşantılarını bile Türk tabiiyeti altında yaşamışlardır. Parayı yönetmeyi çok iyi bildikleri için, Devlet kurmak yerine ulusal Devletleri federalleştirmeyi tercih ederek, hep bölücülükleri, menfaatlerine uygun kullanmışlardır. Dolayısıyla bugün Suriye’de SDG’yi desteklemeleri de aynı emperyalist nedeni taşıyor.

 

Nitekim bugün Netanyahu taraftarlarına baktığınızda, İbrahim oğullarını temsil etmediklerini, aslında birbirlerine bile karşı olduklarını derhal anlayabilirsiniz. Demek ki, yeni bir Dünya harbi çıkarsa, kendi sonları daha çabuk gelecek veya bir daha Devlet kurabilme ihtimalleri bile kalmayacaktır. Aynı bağlamda, bugün Suriye de yerleştirilmiş olan bütün yabancı grupların, kimin parası ve onayıyla yaratıldığını biliyorsanız, bütün bu Lejyoner ordularının neden ve kime hizmet etmek için tasarlandıklarını da biliyorsunuz demektir.

 

Bırakalım şimdi onları da kendi tiramolamıza bakalım ve rüzgarımızı hedefimiz yolunda tam performansla kullanalım. Bu da herhalde kendimize verebileceğimiz en gerekli yeni yıl temennisi olur. Çaresiz Bilal oğlana, sonunda kavuk bile taktılar. Gecikmiş bir Gazze şovu yapan tarikat zındıklarıyla elele kasılıp durdu. Herhalde onu tahta hazırlıyor olsalar gerekir. Ne ki, dönemini şaşıran taht artık arşive, kullanım süresini aşmış bozuk bir numune olarak girmek üzere paketleniyorken, bakalım Bilal'i nereye oturtacaklar. Modern çağın gerisinde olduğunu Trump’la çoktan deklare etmiş ve zamanı geri sarmaya yönelmiş olan emperyalizm, herhalde ulaşabildiği en son noktaya Bilal’i de gömecek ve geleceğinden koparacaktır.

 

Yine ve bu defa da yeni bir 12 yıl şartı kanunu ile karşılaşan öğretmenlere bir anımsatma yapalım. Tek gerçeği evrim olan evrenin, tek kanun koyucu olduğunu da birlikte anımsarsak, bütün Dünya İktidarlarında mevcut olabilen ve her şeyin kendi kontrollerinde olduğunu sanan ve hala gerçeklerinin farkında olamayan bazı beton kafalıların, çıkardığı kanunların da kendileri gibi kalıcı olamayacağına, haksızlık karşısında eğilmeyen, akıllı başlarınızla inanmaya devam edin sevgili öğretmenler.

 

Yönetimsel kararlar ve eylemler sonunda hep Devletlere fatura edileceği için esas olan, kişiler değil Parlamento veya Senato kararlarıdır. Bu nedenle de Venezuela’ya saldıran Trump Parlamentodan onay almadı demek, USA'nın sorumluluğunu asla egale edemez. Aslında Maduro ile çevrilen, klasik bir CIA filmidir ve bu film eskilerin tekrarı olarak çok seyredilmiştir.

 

Ve sona yaklaşırken, Trump mevcudiyetinde kendi meşruiyetlerini arayanlar, çok dikkatli olsunlar da Trump çukurunda birlikte yok olmasınlar. Zira hiç unutmayalım ki, Devlet, müktesebatını koruduğu gibi, kendisini var eden emeklisini de korursa Devlettir ve dolayısıyla da emeklisine harçlık değil, yaşama hakkını vermek zorunda olandır. Ak trollerin sosyal medyada, gerçekleri çarpıtmak üzere, yapay sorunlar yaratmak üzere görevlendirildiği ülkemizde, açlığa terk edilme gerçeği altında ezilen emeklilerimiz için, Mecliste nöbet tutan CHP'li Milletvekillerimize minnetle teşekkür etmeyi bir borç biliyoruz. Ve inşallah onlar, kendi emekliliklerinde, bizim sıkıntılarımızı çekmiyor olurlar.

 

 

Aynı nedenle, keserin yine döneceği dönemlerin de elbette tekrar geleceğinin, hiç akıldan çıkarılmaması elzemdir. Devlet sorumluluğuyla uğraşmak, kaş yaparken göz çıkarmaya dönüşür ki, hiç tavsiye edilmez. Öyleyse Trump son şansını akıllı kullanmalıdır. Çünkü, USA bir kampüs Devleti olsa da Senatosu vardır. Ve senato, salt Devlet müktesebatının her şeyin üstünde olduğunu savunmak için vardır.

 

Bütün takıntısını Monroe’ye bağlayan Trump, sütten çıkmış ak kaşık olduğunu sanıyor. Monroe dönemiyle, bugünün USA'sını, aynı çuvalın içindeki turplar sanıyor, çünkü kafası hiç çalışmıyor veya kendi menfaat dünyasından başka da bir dünya tanımıyor, belki de Yahudi’den bile daha fazla egosantriktir. Ne diyelim tanrısı ona akıl, fikir versin. Ya da boş versin, gerçek Dünya duvarına çarpan kafası dağılınca, nasıl olsa gerçek Dünya ile işine gelmese de tanışacaktır.

 

Halkının sefaletini hazırlayan otokrat bir tek adam olan ve sicili Trump’dan daha parlak(!) olmayan Maduro'nun, uyuşturucu bahanesiyle karga tulumba kaçırılması, Venezuela maden rezervlerine göz koyan enternasyonal bir korsanlığın göstergesi olurken, Doğu ve Batı arasında oluşacak yeni bir demir perdenin de işaret fişeği oluyordu. Yalnız BM Protokollerinin dışladığı bu durum, USA'yı izole edecektir. İşte insanoğlu, neresinden bakılsa budur. Peki insanlık mı nedir. Evrenin sonuna kadar uzanan ve her perdesi yeni aktörlerle oynanan evrensel bir tiyatrodur. Yani en iyisi akıllı olarak, ne olduğunu bilmek ve kendi sonuna kadar da öyle kalmaktır.

 

Tam da Demir perdelerden kurtulmuşken, yeni paradoksların ortaya çıkması evrensel dertleri bitirmez; ama çoğaltır. Bakalım Dünya akıllı adamlar konseyi nasıl çözecek bu gelişmeleri. Aptal adamları herkes tanıyor da akıllı adamlar konseyini ben de tanımıyorum aslında. Hani iyi niyetle böyle bir varsıla empati oluşturmak istedim sadece.

 

Türk tarihi aslında Dünya tarihi olduğu için bütün Dünya vatandaşları tarafından çok iyi bellenmelidir, ki zamanında olduğu gibi Dünya vatandaşları birliği yeniden sağlanarak, harpsiz ve Dünya Kardeşliği altında, sulh içinde yaşanabilsin. Bu aynı zamanda ileride Evren galaksileri birliğinin de kurulması demek olur ki, tanrı ritüelinde başı dönen insanlığın, erişmek için hedefine koyduğu sonsuz yaşam, belki de budur, kim bilir? Bense, çevrenizdeki karmaşadan dağılan kafalarınızı kaldırıp, biraz da ufuktaki Felsefe dağına çıkarak nefes alabilmeniz için bunları söylüyorum.

 

Bakın Dünyaca, en ünlü konuşan marka sembollerine (mesela Mercedes marka yıldızı vs.) sahip firmaların bile ticaret tarihlerinde hiç yapmadıkları kadar reklama düştükleri, her kategoride ürünler yapmaya yöneldiklerine bakılınca geleceğin ne hale geleceği de anlaşılıyor. Gelecek bir Dünya Savaşı'ndan sonra geride kalabilenlerin para, mal, mülk kalmamış bir Dünyada, yeniden paylaşımcı bir ortak yaşama dönmek zorunda kalacakları açıktır.

 

Şayet, severken bile zarar verdiğimiz hayvanların gözlerinin derinliklerine bakınca, insanlara daha fazla acıdıklarını anlarsınız. O Garipler konuşamıyorlar ki, neler hissettiklerini anlatabilsinler, çünkü düşüncelerini ancak gözleriyle anlatabiliyorlar. Hele geçen gün Ankara'da insan denen o ne olduğu belirsizlerin, hiç kimseye en ufak bir zararı dahi olmadan yaşadığı, yaşlı ömrünün son günlerini bile ona çok görerek, kendisini katledenlere, ağlayan gözleriyle bakan ve Matmazel diye anılan sevimli köpekçik, insan denen mahlukat hakkında acaba ne düşünüyordu? Bana sorarsanız, biçarenin ölmeden önce gözlerine bakıp, türüm adına özür dileyerek, onunla vedalaşmak isterdim.

 

Maduro’nun Trump ’tan bile bozuk siciline bakıldığında, ikisi birbirine yakışıyor diyebilirsiniz. Ama bu Trump'ı haklı çıkarmaz kuşkusuz. Ve bir gün aynı durumun Trump'ın ve kendisi gibi olan diğerlerinin de başına gelebilecek olması, USA falan dinlemez, bilesiniz. Size samimi bir itirafta bulunayım ki, Maduro veya Trump ve de bunlara iyi tanıdığımız başka birilerini de ekleyebilirsiniz, inanın ki bu adam bozuntularının muhtemel kahırlı akıbetleri, yüreğimi biçare matmazelin gözyaşları kadar asla sızlatamaz…

                      

Serendip Altındal

 

 

Özün Kişiliğindir...

Özün Kişiliğinin Aynasıdır (Eski makaleler)

serendipaltindal02.blogspot.com

serendipaltindal94@gmail.com