Kanal ‘İstanbul’u inadına yapacağız’ diyebilen bir Cumhurbaşkanına nasıl Cumhurbaşkanı denilebilir, bu bir, ikincisi de Halk Cumhurbaşkanı için değil, Cumhurbaşkanı halkı için vardır. Üçüncüsü ise bir Savcı istifa etmeden Bakanlık görevine atanamaz, atanamazsa da Bakan olamaz. Buna rağmen Bakan yapılırsa da yemin edemez veya yemini geçerli olamaz. Yemin etmeden de Bakan olamaz. Çünkü anayasa böyle söylüyor. Bu açmazdan çıkabilmek için de en iyi çözüm, mesela Ö. Faruk Eminağaoğlu gibi bir tarafsızı, Adalet Bakanı yapmaktır. Şayet bu da inadına yapılmazsa, Türkiye Cumhuriyeti’ne Devlet denilemez.
Türkiye
kendisine yeten bir ülke olmaktan, komşularına bile muhtaç ülkeler arasına
nasıl düştü? Sorusuna verilecek tek cevap, 24 yıllık tek adam ve AKP iktidarının
mevcudiyetidir. Ki maalesef bu durum, ülkenin de makûs talihi olmuştur. Biraz
daha açarsak; BOP eş başkanı olarak Parti ve Devlet Başkanı yetkileriyle tam teçhizatla
ülkeyi, yardıma muhtaç ve paket halinde emperyalist güçlere teslim etme misyonunu
tamamlamaktan başka bir görevi mi olduğu düşünülüyordu acaba mevcut İktidarın?
Öyleyse
içine düştükleri açmazdan tek çıkış yolu, erken seçimdir. Yoksa çok daha büyük
bir çıkmaza düşüp içinde yok olacaklardır. Çünkü sosyal matematik de böyle söylüyor.
Tarihinde ilk defa asgari ücretin üstünde alınabilen Cumhuriyet altını, Merkez
Bankasında saklanması gerekirken şimdi yandaş kasalarında istifleniyor. Dünya
genelinde de bizim gibi ülkelerde aynı durumlar yaşanabilir ve milli servetler
emperyalist şirketlere satılabilir.
İşte bu
durumların önlenebilmesi için de ilk ve tek seçenek, bu İktidarların gecikmeden
değiştirilmeleridir. Değişim salt Demokrasi ile değil; ama rahmetli Atatürk'ün
de 100 yıl önce öngördüğü gibi Halk demokrasisi olan Cumhuriyet İktidarıyla
olmalıdır. Çünkü salt Demokrasi, yalnız İktidarın menfaat şemsiyesidir. Oysa
Cumhuriyet yönetiminde ise demokrasi, bizatihen halkın kendi şemsiyesi
olmaktadır.
Geçen
yazımda ifade ettiğim gibi, haldır haldır satılan veya uzun vadelerle devredilen
yollar, köprüler vb. demirbaşların ana nedeni, CHP İktidarını zor durumda
bırakmak içindir, ki bunu, kış göçü nedeniyle sıcak bölgelere giden leylekler
bile anlamışlardır mutlaka. Ne ki milli demirbaşlar İktidarın değil; ama halkın
ve gelecek nesillere intikal edecek Cumhuriyet mirasıdır. Ve böyle bir suç, tek
kelimeyle vatana ihanettir ve hesabını ödeyebilmeleri asla mümkün değildir.
Bunun yorumu ise artık sizindir sevgili okurlar.
İktidar
kanadında ülkenin bütün seçmeleri toplanmış ve hepsi birbirinden yeteneklidir.
Hangisini emsal alalım? Hepsi emsalsizdir. Artist kahvehanelerinde aday aramaya
kalksanız nafile olur. Çünkü adaylarınızı AKP koltuklarından toplamalısınız.
Zira o koltuklarda, figüran ve başrol oyuncusu yeterinden fazla mevcuttur. Ki,
bütün dizileri kolayca çevirebilesiniz. Ayrıca para ödemenize de gerek kalmaz.
Çünkü gelirleri fazladır ve nasıl olsa kendileri için de yeterinden bile fazla
reklam(!) olacaktır.
Süreç
raporunun, süreci tasfiye etmek amaçlı olmaması için, başından beri ifade
ettiğimiz ve beklediğimiz gibi düzeltmelerle aşağı yukarı oluşturulduğu
görülüyor. Lakin bundan sonra ne olur, nasıl olur göreceğiz. Yalnız işe yarayan
ve milli müktesebatımıza dokunmayan bir sonu olması, çözüm olmuştur denebilmesi
için de nihai revizyonların, Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin çatısı
altında yapılıp karar altına alınması gerekmektedir.
Ayrıca,
'yollar ve köprüler gibi milli mülkü kiralayacak olanlar iyi bilmelidir ki, kendilerini
en fazla iki yıl içinde ülkeden kovacağız'. Mealindeki ifadesi, şahsen Özel'den
beklediğim manifestoydu. Yani sonunda her şey olacağına varır, sular durulur,
faturalar kesilir, hesaplar ödenir veya vadelendirilir. Gitmesi gerekenler
çeker gider ve ülke her zamanki gibi yine vatan evlatlarına kalır.
Anlayacağınız kıssadan hisse de budur. Hiç endişeniz olmasın.
Geçen
gün, ballı döneminin bittiğini kabullenen ve yanaştırılmış Vekillerden olan bir
kadın, halkına hitap ettiğini sanan bir ifadeyle, Tanal'a aklınca bir yumruk
daha attı. Pahalı giysiler içinde ve ballı döneminin sona ereceği endişesiyle
etekleri tutuşan; ama aynı ruhsal nedenle Gökçek'in oğlu gibi psikologluk olan
ve ruhsal harabiyet içindeki bir kadın imajıydı, şahsen bana verdiği görüntü. Hemen
bir uzman arasın ki, yoksa yatağa bağlanıp devamlı sakinleştiriciye ihtiyacı
olan ve elinde tek serveti kalacak kadınlığından da olmasın.
Trump'ın
hayli karışık ve ne söylediğini bilmeyen kafasıyla, USA için artık büyük bir
tehlike haline gelmiş olan Yahudi lobisi, USA'nın başını yemeden yola getirilmelidir.
Yoksa bir Dünya harbi çıkarmaya güçleri yetmese de USA'nın Devlet mevcudiyeti
yok olabilir. Bırakalım emperyalizmi de USA'nın bütün zararlı geçmişine rağmen,
BM genelinde sıradan ve her ulusal Devlet gibi, BM tematiğine uyması bileşkesinde
bir Devlet olma mecburiyeti ve de mevcudiyeti, dünya sulhu için yine de gereklidir.
Lakin
bunu söylerken; aradan geçen 100 yıla rağmen, Atatürk isminin bile dışımızdaki
Akbaba Devletlerin hala en büyük korkusu olduğunu bildiğimizden, bu korkudan
kurtulmak için Akbabaların, başımızdaki müstevlileri büyük bir baskı altında
tuttuklarını da asla yadsımıyoruz. Bu nedenle de yapılacak işler bellidir ve
Arife tarif gerekmez diyoruz.
Atanmışlardan
olan Adalet Bakanı ilk iş olarak yeni ayarlamalarla, başta İmamoğlu olmak üzere
bütün CHP'li tutukluları, vekilleriyle görüştürmeme uygulamasını yerleştirmeye
çalışıyor. Nedeni ise avukatların tutukluların ajanları(!) olmasıymış. Yoksa
uzun zamandır pisipisine tutuklananları desteksiz bırakarak bezdirip, kendi
taraflarına mı dönüştürmeyi deniyorlar acaba, ne dersiniz? Başlangıçta ülkeyi
firma gibi yöneteceğini söyleyen ve eleştiri kabul etmeyen birisi, şimdi millî
Parkları bile özelleştirmeye kalkarak, Türkiye Cumhuriyeti'ni, Türkiye
Kapitalist Yandaşlar Anonim Şirketine dönüştürmek üzere karara bağlanmasını
teklif etmeye mi hazırlanıyor yoksa?
Ne düşünürlerse
ne yaparlarsa yapsınlar ister adaylı ister adaysız, iterek, dürterek, öyle veya
böyle, seçim sandığı nasıl olsa gelecek ve son sözü Halk söyleyecek, bilesiniz!
Bu arada, içinde yaşamakta olduğumuz akut hastalığa rağmen, hala kararsızım
diyenlerin, bırakın milli olmalarını da evrenin insan yaratıkları olduklarını
bile şüpheyle karşıladıklarını sorgulamak gerekiyor.
Biz
yine de onlara bir tavsiyede bulunalım: 2 Mart 2026 günü Özgür Özel 350 kişilik
uzman kadrosuyla, Türk Milletinin karşısında neyi, neyle yapacaklarının, herkesin
anlayacağı dilden açıklamasını yapacaklarını beyan etti. Bilhassa da siz
kararsızlar; aklınıza gelen, gelmeyen bütün sorularınızı sorun onlara ki,
aklınızda herhangi bir şey kalmasın. Tatmin olacağınıza da emin olabilirsiniz.
Ne ki şayet bu da yetmezse, hangi dine inanıyorsanız, Tanrınız sizi yanlış
karar vermekten yine de korusun. Şayet rey vermek istemiyorsanız da
muhalifinizi otomatikman seçmiş olacağınızı sakın unutmayın.
Hazır
yemeye alışmak, kudurmuştan beter eder insanı. Hele de bu yağma Hasan’ın
böreğiyse, 'yeme de yanında yat' ifadeli temayülü artanlarla işiniz bayağı zor
olacaktır. İşte dünyanın kanını emen emperyalistin neden kudurduğunun şaşmaz
göstergesi de budur. Mesela 'erken seçim olmayacak' diyen her devrin meddahı
Bahçeli, bahse konu olan temayülü, daha açık ve de seçik ortaya koyamazdı.
Kendisi
için de konuşan Bahçeli varken, düşüncesini kendisine saklayarak daha fazla
puan kaybetmek istemeyen Erdoğan'ın, memnuniyetle kıs kıs, güleceğini
düşünmekte şüphesiz yanlış olmazdı. Ülkeyi yağmalamak, kendilerine göre öyle
bereketliydi ki, sürenin sonuna kadar ballı yemeğe devam etmek, neden
olmasındı. Bu nedenle de seçimi öne almayı elbette düşünemezlerdi.
CHP'nin
ölüm döşeğindeki Kurultay Davasını, korkusu tavan yapmış Erdoğan'ın, CHP’den ne
pahasına olsa kurtulmak istemesi nedeniyle, yeni Adalet Bakanıyla yeniden
kurgulamaya kalkışması, çok tehlikeli sonuçlara yol alabilir. Biz uyaralım da
akıllarını başlarına alarak yarışı siyaset kulvarında tamamlasınlar. Ki
diskalifiye olmasınlar, zira 25 yıllık AKP sulta balonu da bir anda patlayıp,
tarihin arşivi yerine çöplüğünde yerini alır sonra.
Tarım
ve deniz ürünleri cenneti olan yurdumuzu yokluğa mahkûm ederek çeteler Devleti
haline getirdiler. Öyle ki kan bağımız olan Meksika bile bugün bizim halimize
daha fazla üzülüyor. Her türlü ürünleri alabiliyor ve soframıza koyabiliyorken,
bugün çoğunluğumuzun ancak tezgâhlarda imrenerek seyrettiği; ama alamadığı
doğal gıdaları bile bolca alıp yiyen bir parazit azınlığı, vatandaşın sırtında
kambur haline dönüştürdüler. Soru şu; acaba bunları, sizce de nasıl bir hale
dönüştürmek gerekir. Yoksa seçim sandığını getirseler yeter mi?
Herhangi
bir ülke bugün atom silahı kullanacak olsa esasen Dünya Harbi çıkaracak ve ilk
önce de kendisini yok ettirecektir. Çünkü radyasyonun freni yoktur. Gücüde Uranyumun
ne kadar kullanıldığına bağlıdır. Radyasyonu ki bugün artık neredeyse bakkal dükkânında
bile bulabilirsiniz. Şimdi ise, İran’ın atom bombasından korkmaya, çocuklar bile
gülüyor. Atomu sanayi de kullanmak varken, İranlılar aptal mıdır da hiç kullanamayacakları
bombasına bütçe ayırsınlar. Öyleyse mesele nedir, sadece emperyalistin İran’ı
da Irak ve Suriye gibi, sömürgeleri arasına katma iştahıdır.
Nitekim
dün başlattığı gerekçesiz İran saldırıları, stepnesi İsrail’in de genişlemesi
için gerekli görülen bir müdahalenin, ders alınacak göstergesidir. Bakalım,
yakın gelecek son teferruatı gösterecek nasıl olsa. Kimin aslında ders
alacağını da sergileyecek muhtemelen. Bu anlamda bence en anlamlı husus, eşyanın
tabiatı nedeniyle önce para babalarının veya akbabaların, silah envanterlerini yeniden
gözden geçirmek zorunda kalacak olmalarıdır…
Serendip
Altındal
Özün Kişiliğinin Aynasıdır (Eski
makaleler)
serendipaltindal02.blogspot.com



