Blog Arşivi

1 Mart 2026 Pazar

CUMHURİYET ALTINI..

 


      

                                                                                                1.03.2026

            

            Kanal ‘İstanbul’u inadına yapacağız’ diyebilen bir Cumhurbaşkanına nasıl Cumhurbaşkanı denilebilir, bu bir, ikincisi de Halk Cumhurbaşkanı için değil, Cumhurbaşkanı halkı için vardır. Üçüncüsü ise bir Savcı istifa etmeden Bakanlık görevine atanamaz, atanamazsa da Bakan olamaz. Buna rağmen Bakan yapılırsa da yemin edemez veya yemini geçerli olamaz. Yemin etmeden de Bakan olamaz. Çünkü anayasa böyle söylüyor. Bu açmazdan çıkabilmek için de en iyi çözüm, mesela Ö. Faruk Eminağaoğlu gibi bir tarafsızı, Adalet Bakanı yapmaktır. Şayet bu da inadına yapılmazsa, Türkiye Cumhuriyeti’ne Devlet denilemez.

 

Türkiye kendisine yeten bir ülke olmaktan, komşularına bile muhtaç ülkeler arasına nasıl düştü? Sorusuna verilecek tek cevap, 24 yıllık tek adam ve AKP iktidarının mevcudiyetidir. Ki maalesef bu durum, ülkenin de makûs talihi olmuştur. Biraz daha açarsak; BOP eş başkanı olarak Parti ve Devlet Başkanı yetkileriyle tam teçhizatla ülkeyi, yardıma muhtaç ve paket halinde emperyalist güçlere teslim etme misyonunu tamamlamaktan başka bir görevi mi olduğu düşünülüyordu acaba mevcut İktidarın?

 

Öyleyse içine düştükleri açmazdan tek çıkış yolu, erken seçimdir. Yoksa çok daha büyük bir çıkmaza düşüp içinde yok olacaklardır. Çünkü sosyal matematik de böyle söylüyor. Tarihinde ilk defa asgari ücretin üstünde alınabilen Cumhuriyet altını, Merkez Bankasında saklanması gerekirken şimdi yandaş kasalarında istifleniyor. Dünya genelinde de bizim gibi ülkelerde aynı durumlar yaşanabilir ve milli servetler emperyalist şirketlere satılabilir.

 

İşte bu durumların önlenebilmesi için de ilk ve tek seçenek, bu İktidarların gecikmeden değiştirilmeleridir. Değişim salt Demokrasi ile değil; ama rahmetli Atatürk'ün de 100 yıl önce öngördüğü gibi Halk demokrasisi olan Cumhuriyet İktidarıyla olmalıdır. Çünkü salt Demokrasi, yalnız İktidarın menfaat şemsiyesidir. Oysa Cumhuriyet yönetiminde ise demokrasi, bizatihen halkın kendi şemsiyesi olmaktadır.

 

Geçen yazımda ifade ettiğim gibi, haldır haldır satılan veya uzun vadelerle devredilen yollar, köprüler vb. demirbaşların ana nedeni, CHP İktidarını zor durumda bırakmak içindir, ki bunu, kış göçü nedeniyle sıcak bölgelere giden leylekler bile anlamışlardır mutlaka. Ne ki milli demirbaşlar İktidarın değil; ama halkın ve gelecek nesillere intikal edecek Cumhuriyet mirasıdır. Ve böyle bir suç, tek kelimeyle vatana ihanettir ve hesabını ödeyebilmeleri asla mümkün değildir. Bunun yorumu ise artık sizindir sevgili okurlar.

 

İktidar kanadında ülkenin bütün seçmeleri toplanmış ve hepsi birbirinden yeteneklidir. Hangisini emsal alalım? Hepsi emsalsizdir. Artist kahvehanelerinde aday aramaya kalksanız nafile olur. Çünkü adaylarınızı AKP koltuklarından toplamalısınız. Zira o koltuklarda, figüran ve başrol oyuncusu yeterinden fazla mevcuttur. Ki, bütün dizileri kolayca çevirebilesiniz. Ayrıca para ödemenize de gerek kalmaz. Çünkü gelirleri fazladır ve nasıl olsa kendileri için de yeterinden bile fazla reklam(!) olacaktır.

 

Süreç raporunun, süreci tasfiye etmek amaçlı olmaması için, başından beri ifade ettiğimiz ve beklediğimiz gibi düzeltmelerle aşağı yukarı oluşturulduğu görülüyor. Lakin bundan sonra ne olur, nasıl olur göreceğiz. Yalnız işe yarayan ve milli müktesebatımıza dokunmayan bir sonu olması, çözüm olmuştur denebilmesi için de nihai revizyonların, Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin çatısı altında yapılıp karar altına alınması gerekmektedir.

 

Ayrıca, 'yollar ve köprüler gibi milli mülkü kiralayacak olanlar iyi bilmelidir ki, kendilerini en fazla iki yıl içinde ülkeden kovacağız'. Mealindeki ifadesi, şahsen Özel'den beklediğim manifestoydu. Yani sonunda her şey olacağına varır, sular durulur, faturalar kesilir, hesaplar ödenir veya vadelendirilir. Gitmesi gerekenler çeker gider ve ülke her zamanki gibi yine vatan evlatlarına kalır. Anlayacağınız kıssadan hisse de budur. Hiç endişeniz olmasın.

 

Geçen gün, ballı döneminin bittiğini kabullenen ve yanaştırılmış Vekillerden olan bir kadın, halkına hitap ettiğini sanan bir ifadeyle, Tanal'a aklınca bir yumruk daha attı. Pahalı giysiler içinde ve ballı döneminin sona ereceği endişesiyle etekleri tutuşan; ama aynı ruhsal nedenle Gökçek'in oğlu gibi psikologluk olan ve ruhsal harabiyet içindeki bir kadın imajıydı, şahsen bana verdiği görüntü. Hemen bir uzman arasın ki, yoksa yatağa bağlanıp devamlı sakinleştiriciye ihtiyacı olan ve elinde tek serveti kalacak kadınlığından da olmasın.

 

Trump'ın hayli karışık ve ne söylediğini bilmeyen kafasıyla, USA için artık büyük bir tehlike haline gelmiş olan Yahudi lobisi, USA'nın başını yemeden yola getirilmelidir. Yoksa bir Dünya harbi çıkarmaya güçleri yetmese de USA'nın Devlet mevcudiyeti yok olabilir. Bırakalım emperyalizmi de USA'nın bütün zararlı geçmişine rağmen, BM genelinde sıradan ve her ulusal Devlet gibi, BM tematiğine uyması bileşkesinde bir Devlet olma mecburiyeti ve de mevcudiyeti, dünya sulhu için yine de gereklidir.

 

            Lakin bunu söylerken; aradan geçen 100 yıla rağmen, Atatürk isminin bile dışımızdaki Akbaba Devletlerin hala en büyük korkusu olduğunu bildiğimizden, bu korkudan kurtulmak için Akbabaların, başımızdaki müstevlileri büyük bir baskı altında tuttuklarını da asla yadsımıyoruz. Bu nedenle de yapılacak işler bellidir ve Arife tarif gerekmez diyoruz.

 

Atanmışlardan olan Adalet Bakanı ilk iş olarak yeni ayarlamalarla, başta İmamoğlu olmak üzere bütün CHP'li tutukluları, vekilleriyle görüştürmeme uygulamasını yerleştirmeye çalışıyor. Nedeni ise avukatların tutukluların ajanları(!) olmasıymış. Yoksa uzun zamandır pisipisine tutuklananları desteksiz bırakarak bezdirip, kendi taraflarına mı dönüştürmeyi deniyorlar acaba, ne dersiniz? Başlangıçta ülkeyi firma gibi yöneteceğini söyleyen ve eleştiri kabul etmeyen birisi, şimdi millî Parkları bile özelleştirmeye kalkarak, Türkiye Cumhuriyeti'ni, Türkiye Kapitalist Yandaşlar Anonim Şirketine dönüştürmek üzere karara bağlanmasını teklif etmeye mi hazırlanıyor yoksa?

 

Ne düşünürlerse ne yaparlarsa yapsınlar ister adaylı ister adaysız, iterek, dürterek, öyle veya böyle, seçim sandığı nasıl olsa gelecek ve son sözü Halk söyleyecek, bilesiniz! Bu arada, içinde yaşamakta olduğumuz akut hastalığa rağmen, hala kararsızım diyenlerin, bırakın milli olmalarını da evrenin insan yaratıkları olduklarını bile şüpheyle karşıladıklarını sorgulamak gerekiyor.

 

Biz yine de onlara bir tavsiyede bulunalım: 2 Mart 2026 günü Özgür Özel 350 kişilik uzman kadrosuyla, Türk Milletinin karşısında neyi, neyle yapacaklarının, herkesin anlayacağı dilden açıklamasını yapacaklarını beyan etti. Bilhassa da siz kararsızlar; aklınıza gelen, gelmeyen bütün sorularınızı sorun onlara ki, aklınızda herhangi bir şey kalmasın. Tatmin olacağınıza da emin olabilirsiniz. Ne ki şayet bu da yetmezse, hangi dine inanıyorsanız, Tanrınız sizi yanlış karar vermekten yine de korusun. Şayet rey vermek istemiyorsanız da muhalifinizi otomatikman seçmiş olacağınızı sakın unutmayın.

 

Hazır yemeye alışmak, kudurmuştan beter eder insanı. Hele de bu yağma Hasan’ın böreğiyse, 'yeme de yanında yat' ifadeli temayülü artanlarla işiniz bayağı zor olacaktır. İşte dünyanın kanını emen emperyalistin neden kudurduğunun şaşmaz göstergesi de budur. Mesela 'erken seçim olmayacak' diyen her devrin meddahı Bahçeli, bahse konu olan temayülü, daha açık ve de seçik ortaya koyamazdı.

 

Kendisi için de konuşan Bahçeli varken, düşüncesini kendisine saklayarak daha fazla puan kaybetmek istemeyen Erdoğan'ın, memnuniyetle kıs kıs, güleceğini düşünmekte şüphesiz yanlış olmazdı. Ülkeyi yağmalamak, kendilerine göre öyle bereketliydi ki, sürenin sonuna kadar ballı yemeğe devam etmek, neden olmasındı. Bu nedenle de seçimi öne almayı elbette düşünemezlerdi.

 

CHP'nin ölüm döşeğindeki Kurultay Davasını, korkusu tavan yapmış Erdoğan'ın, CHP’den ne pahasına olsa kurtulmak istemesi nedeniyle, yeni Adalet Bakanıyla yeniden kurgulamaya kalkışması, çok tehlikeli sonuçlara yol alabilir. Biz uyaralım da akıllarını başlarına alarak yarışı siyaset kulvarında tamamlasınlar. Ki diskalifiye olmasınlar, zira 25 yıllık AKP sulta balonu da bir anda patlayıp, tarihin arşivi yerine çöplüğünde yerini alır sonra.

 

Tarım ve deniz ürünleri cenneti olan yurdumuzu yokluğa mahkûm ederek çeteler Devleti haline getirdiler. Öyle ki kan bağımız olan Meksika bile bugün bizim halimize daha fazla üzülüyor. Her türlü ürünleri alabiliyor ve soframıza koyabiliyorken, bugün çoğunluğumuzun ancak tezgâhlarda imrenerek seyrettiği; ama alamadığı doğal gıdaları bile bolca alıp yiyen bir parazit azınlığı, vatandaşın sırtında kambur haline dönüştürdüler. Soru şu; acaba bunları, sizce de nasıl bir hale dönüştürmek gerekir. Yoksa seçim sandığını getirseler yeter mi?

 

Herhangi bir ülke bugün atom silahı kullanacak olsa esasen Dünya Harbi çıkaracak ve ilk önce de kendisini yok ettirecektir. Çünkü radyasyonun freni yoktur. Gücüde Uranyumun ne kadar kullanıldığına bağlıdır. Radyasyonu ki bugün artık neredeyse bakkal dükkânında bile bulabilirsiniz. Şimdi ise, İran’ın atom bombasından korkmaya, çocuklar bile gülüyor. Atomu sanayi de kullanmak varken, İranlılar aptal mıdır da hiç kullanamayacakları bombasına bütçe ayırsınlar. Öyleyse mesele nedir, sadece emperyalistin İran’ı da Irak ve Suriye gibi, sömürgeleri arasına katma iştahıdır.

 

Nitekim dün başlattığı gerekçesiz İran saldırıları, stepnesi İsrail’in de genişlemesi için gerekli görülen bir müdahalenin, ders alınacak göstergesidir. Bakalım, yakın gelecek son teferruatı gösterecek nasıl olsa. Kimin aslında ders alacağını da sergileyecek muhtemelen. Bu anlamda bence en anlamlı husus, eşyanın tabiatı nedeniyle önce para babalarının veya akbabaların, silah envanterlerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalacak olmalarıdır…

 

Serendip Altındal


Özün Kişiliğindir...

Özün Kişiliğinin Aynasıdır (Eski makaleler)

serendipaltindal02.blogspot.com

serendipaltindal94@gmail.com