Blog Arşivi

1 Şubat 2026 Pazar

EVRENSEL KARGAŞA..

 


        

                                                                                               1.02.2026

 

Kuzeydoğu Suriye de oluşacak olan Kürt Federasyonuna bizdeki sürecin aracı olduğunu görmek için, arif olmaya gerek yok. İmralı laflarının, terörsüz Türkiye etiketiyle söylenmeye başlandığı günlerden beri terörle daha da sarmal olduk. Ve bu durumun devam edeceği de buhran geçirmekte olan emperyalist etkisiyle daha da belirgin hale geldi.

 

Çünkü jeopolitik konumumuz nedeniyle terör, bir yeni Dünya harbine dönüşünceye kadar başımızın belası olmaya fasılalarla, devam edecektir. Çünkü emperyalist ve dostları öyle istiyor. Dünya kargaşası bitince bizim terörün bitebileceği de ancak olağan hale gelir diyebiliriz. Peki, bir Dünya harbi çıkmadan terör bitebilir mi, şüphesiz bunu da zaman gösterecektir. Tabi bunun için de ya gücümüzü katlamak veya Dünya nüfusunun bir hayli azalması gerekecektir. Birinci seçenek AKP İktidarıyla mümkün görünmüyorsa da ikicisi olmazsa olmazdır.

 

Ebeveynlerin disiplinleri vardır ve çocuklar da bu prensipleri öğrenerek büyümek zorundadırlar. Ki ebeveyn olduklarında kendi çocuklarının karşısında zor duruma düşmesinler. İşte milletler de böyledir, ebeveyn olan Devletin de anayasa ve kanun maddeleri gibi prensipleri vardır. Ne ki bizde bu prensip meselesi, Adaletin ve milli eğitimin bugünkü durumuna bakıldığında, endişe vermektedir.

 

Ne kadar hazmedilerek alınmış doğru bir eğitimin, o nispette doğru prensipler edinilmesini sağladığı bilinince de endişemizin büyüdüğünü anlamış oluruz. Bu durumsa, içinde olduğumuz kargaşayı da büyütür. Ve bunun kaygısı, salt bize mi ait diye sorarız kendimize. Çevremize baktığımızda evrensel kargaşanın, her halükârda arttığını da hemen tespit edebiliriz. Lakin evrensel kargaşanın asla evrensel suhuletle çözülemeyeceği de anlaşılır. Adaleti herkes ister; ama herkes asla unutmasın ki, hak tek başına yalnız, hakka sahip olana verilir ve işte gerçek adalet de budur.

 

Çünkü Gazze bitmeden, Venezuela, Grönland, onlar bitmeden yeni İran, Suriye polemikleri arasında nefes alamadan gidip geliyoruz. Ve bütün bu metaforların başında da Oskarlık(!) Trump'ın oturduğunu görüyoruz. Hele USA cephesinde, oluşan yeni bir İran Şahlığı senaryosuna bakıldığında, bir zamanlar Pehlevi & CIA komplosuyla sokaklarda sürülerek harcanan, aslında petrolden başlamak üzere bütün milli varlığının İran’a ait olmasını savunan milliyetçi Musaddık'a, iki defa rahmet okunması gerektiğini de anımsamak mümkün olabilir.

 

Ayrıca İran'a, emperyalist kışkırtmasıyla başlatılan direnişi, sert müdahaleyle önlemeye çalışması nedenini bir savaş sebebi sayan megalomanlara; yani başka bir ülkenin iç işlerine asıl müdahaleyi yapanlar, 'ben yaparsam olur' deklarasyonunu BM’ye yeni bir manifesto yaparken, Ortadoğu gibi bir bölgede oluşacak evrensel kargaşadan, peki siz hayati bir yara almadan nasıl sıyrılacaksınız diye sormak gerekir.

 

Bu bağlamda günler geçerken ve takvim yaprakları seçim arifesine yaklaşırken, diğer bir fark edilen de muhaliflerine yapılan çocukça, acemilik olgusu suçlamalarla, AKP'nin kendi sonuna hızla yaklaştığıdır. Varılan durumdan, parti içi muhalifleri tarafından artık konu mankeni yapılarak kullanılan Erdoğan'ın, eline yazılı olarak verilenleri okurken, birçok olaydan haberinin bile olmadığı anlaşılıyor. Yalnız vekil satın almakla anayasayı değiştirebilmek, yeni bir umut olabilse de içi boşalmış bir ülkede, ellerinde sadece Atatürk’ün özgürlük ve sosyal demokrasi meşalesi kalmış müktesebat yeminli seçmenlerle, bu umudu nasıl kullanabileceğini(!) yine yakın bir zaman gösterecektir.

 

Bahçeli ise bildiğiniz gibi, siyaset hayatında koalisyonlardan, ki o da Türk sıfatını kalkan yaptığı için, başka da bir opsiyonu olmadığı halde, bir topuk ötesinin kendi çukurunun dibi olduğu uçurumun yamacında, hala boş vaatler sallayarak son dönemini yasamaya ve gönlünü avutmaya çalışıyor. Durum buysa mesele yok, bırakın yapsın. Ama; boş AKP çanağını hem yalıyor hem de 23 yılın yalanlarına, ortağı gibi devam ediyorsa, bize de artık kendisini Türk milletine havale etmek düşer. Mesela emekli maaşlarında, boyundan büyük salladığı halde yine Erdoğan kuklası olmaktan kurtulamadı. Başka bir, Erdoğan’a stepne amaçlı aforizmayla da etrafımız yanarken erken seçimler güvenli olamaz(!) diyor. Demek ki milli güven, sayesinde yine anlamını yitirmiş oldu.

 

Ortadoğu ve çevresine, bizim stratejistler yeni metaforlar yapıştırırken, Dünya kendi kulvarında amansız bir koşuya kalkmış görünüyor. Ne oluyor ne olmuyor diye araştırmak, artık bir çuval pirinç içinde küçük ve tek bir mandalina çekirdeği aramak kadar zorlaşıyor. Hele de kendisini var eden emeklisini yok sayarak açlığa mahkûm eden İktidarın günahını, örtmeğe çalışarak emekli haklarını savunmak üzere Mecliste emekli nöbeti tutan liyakatli CHP Milletvekillerimizi minnetle kutluyoruz. İnanın, ki bu durum bile emeklinin çok ağrına gidiyor sevgili okurlar. Dışımızdaki liyakatli adamlardan oluşmuş olan İktidarların emeklilerine bakın, ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.

 

Şimdi iki meseleye daha işaret etmek gerekiyor. Biri sınırdan sınıra bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını milli birliğe odaklayan Serhan Asker’e, diğeri de Kıbrıs’ın önemini daha da belirgin hale getiren ve bağımsız Kıbrıs bileşkesi içinde ana vatanın Türk toprağı olduğunu, dış Dünya’nın bir daha kafasına sokan, KKTC Başkanı Kıbrıs Türk’ü Denktaş’ın yoldaşı Sayın Erhürman’a, teşekkürlerimizi bir şükran borcu olarak betimlemeliyiz.

 

Biz buralarda gezinirken, Çin sessiz ve derinden giderek, Dünya finans transferlerini, ticari uygulamalarını ve finansmanların hakça dağılımını millileştirirerek, Doları da uzak sahillere yollayıp, bazı büyüklerin başını fena halde yakacakmış gibi görünüyor. Yani Trump ve yoldaşları diğer tarafta havayı üflemeye devam edip dursunlar anlayacağınız. Ama; atı alanın körfezi geçtiği de görülüyor ne yapsalar. Ve Çin’in bugünkü durumunun kaynağının, bir zamanlar tabası olduğu ön Türklerin (Gök Türkler) Devletçiliğine da empati oluşturduğunu anlamış oluyoruz.

 

Tıpkı Roma İmparatorluğu kaynakçasının, Etrüsk Türk İmparatorluğu (Asena Türkleri) olduğu gibi. Mesela bugün Çin tabası altındaki Uygur Türkleri de Gök Türklerin bekasıdır. Çünkü Uygurların, Çin tabası altına geçtikten sonra Çin’i terk ederek Türk karakterine aykırı olarak, yeni bir bağımsız Devlet kurmamalarının tek nedeni. Eski vatanları olan Çin de Gök Türklerin, tabası olan Çinlileri din ve inançlarına karışmadıkları ve özgür bıraktıkları içindir. Ve bu nedenle Çin de bugün, Uygurlarla aynı bağlamda ödeşmektedir.

 

Öcalan son açıklamasında, Türkler ve Kürtler tarihte hep dayanışma içinde olmuşlardır diyerek, Kürtleri Türk saymadığını ve niyetinin bir Kürt federasyonu olduğunu adeta sözlü de ifade etmiştir. Öyleyse, terör son bulsun diye başlatılan çözüm sürecinin, Bahçeliye bir emperyalist nişanı   kazandıracak müdahalesi, tekrar açıklık kazanmıştır.

 

            Acaba bu durumda, Bahçeli'nin kökünün, Öcalan gibi Ermeni olduğu söylencesi, yadsınmalı mıdır? Zira ikisi iyi anlaşıyorlar. Bu arada müktesebatımızı niteleyen sınır çizgilerimizde, aleyhimize oluşacak en küçük bir değişikliğin bile Türk'ün sabır taşını çatlatacağı bilinmelidir. Çünkü sınır komşumuz Suriye de emperyalist gerekçeli paralı Lejyoner gurupların, boş çuval yığınları gibi oradan oraya taşınmaları, herkes için yeterinden fazla güvensizlik yaratmakta ve yeni sorular oluşturmaktadır.

 

Bu nedenle de ülkemizin bir an önce kuklacı ve kuklalardan temizlenmesi, belki de yeni bir madde olarak, Anayasanın değiştirilemez beşinci maddesi haline gelmelidir. Aynı bağlamda çalışmayı ve emekliliği teşvik etmek yerine yok etmeyi seçenlerin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olamayacakları da aynı madde içinde hukuk diliyle, bir an önce Anayasaya ilave edilerek, güvence altına alınmalıdır. Çünkü Devlet olabilmeninde ilk şartı, önce çalışarak Devletlerini yüceltmiş olan emeklilerine sahip çıkmaktır, onları yok saymak değil. Çünkü bu davranış, Devleti de yok sayar.

 

            Esasen fazla uzun olmayacak yakın bir gelecek, uzay yarışının dışında kalacak Devletlerin, sanki yabancı bir gezegende yaşıyormuş intibaıyla yaşamlarını alt üst edecek bir Dünyada yaşamak zorunda kalacaklarını gösteriyor. Bu nedeni oluşturacak olansa, değerli madenler, yapay zekâ ve özellikle de negatif enerji rezervlerinin, salt gelişme trendini artık ışık ötesi galaksilerin uydularında yaşayabilecek Devletlerin elinde olacağıdır. Diğer Dünya Devletleri ise, ki tabi onlarda hala varsa, ancak kendilerine uzay devrini yaşatan Devletlerin, ağır işlerinde kullanacakları ucuz işçi rezervlerine sahip kampüsler olabilecekleridir…

 

Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğindir...

Özün Kişiliğinin Aynasıdır (Eski makaleler)

serendipaltindal02.blogspot.com

serendipaltindal94@gmail.com