Blog Arşivi

15 Ocak 2026 Perşembe

MATMAZELE VEDA..

 

       


 

                                                                                               1.15.2026

 Devlet sahibi olabildikleri halde ellerinde fazla tutamadıkları tarihlerine bakınca geleceklerinde bu durumlarının değişmeyeceği de anlaşılmaktadır. Çünkü özgün menfaatleri bireysel ve egosantrik olduğu için, millet kavramları gelişmemiştir ve paralarını salt kendileri ve aileleri için kazanmayı severler. Özetle de milletsiz ulus, dolayısıyla da Devlet sahibi olamayacakları, olsalar bile Devletlerini fazla yaşatamayacakları açıktır. En uzun Devlet yaşantılarını bile Türk tabiiyeti altında yaşamışlardır. Parayı yönetmeyi çok iyi bildikleri için, Devlet kurmak yerine ulusal Devletleri federalleştirmeyi tercih ederek, hep bölücülükleri, menfaatlerine uygun kullanmışlardır. Dolayısıyla bugün Suriye’de SDG’yi desteklemeleri de aynı emperyalist nedeni taşıyor.

 

Nitekim bugün Netanyahu taraftarlarına baktığınızda, İbrahim oğullarını temsil etmediklerini, aslında birbirlerine bile karşı olduklarını derhal anlayabilirsiniz. Demek ki, yeni bir Dünya harbi çıkarsa, kendi sonları daha çabuk gelecek veya bir daha Devlet kurabilme ihtimalleri bile kalmayacaktır. Aynı bağlamda, bugün Suriye de yerleştirilmiş olan bütün yabancı grupların, kimin parası ve onayıyla yaratıldığını biliyorsanız, bütün bu Lejyoner ordularının neden ve kime hizmet etmek için tasarlandıklarını da biliyorsunuz demektir.

 

Bırakalım şimdi onları da kendi tiramolamıza bakalım ve rüzgarımızı hedefimiz yolunda tam performansla kullanalım. Bu da herhalde kendimize verebileceğimiz en gerekli yeni yıl temennisi olur. Çaresiz Bilal oğlana, sonunda kavuk bile taktılar. Gecikmiş bir Gazze şovu yapan tarikat zındıklarıyla elele kasılıp durdu. Herhalde onu tahta hazırlıyor olsalar gerekir. Ne ki, dönemini şaşıran taht artık arşive, kullanım süresini aşmış bozuk bir numune olarak girmek üzere paketleniyorken, bakalım Bilal'i nereye oturtacaklar. Modern çağın gerisinde olduğunu Trump’la çoktan deklare etmiş ve zamanı geri sarmaya yönelmiş olan emperyalizm, herhalde ulaşabildiği en son noktaya Bilal’i de gömecek ve geleceğinden koparacaktır.

 

Yine ve bu defa da yeni bir 12 yıl şartı kanunu ile karşılaşan öğretmenlere bir anımsatma yapalım. Tek gerçeği evrim olan evrenin, tek kanun koyucu olduğunu da birlikte anımsarsak, bütün Dünya İktidarlarında mevcut olabilen ve her şeyin kendi kontrollerinde olduğunu sanan ve hala gerçeklerinin farkında olamayan bazı beton kafalıların, çıkardığı kanunların da kendileri gibi kalıcı olamayacağına, haksızlık karşısında eğilmeyen, akıllı başlarınızla inanmaya devam edin sevgili öğretmenler.

 

Yönetimsel kararlar ve eylemler sonunda hep Devletlere fatura edileceği için esas olan, kişiler değil Parlamento veya Senato kararlarıdır. Bu nedenle de Venezuela’ya saldıran Trump Parlamentodan onay almadı demek, USA'nın sorumluluğunu asla egale edemez. Aslında Maduro ile çevrilen, klasik bir CIA filmidir ve bu film eskilerin tekrarı olarak çok seyredilmiştir.

 

Ve sona yaklaşırken, Trump mevcudiyetinde kendi meşruiyetlerini arayanlar, çok dikkatli olsunlar da Trump çukurunda birlikte yok olmasınlar. Zira hiç unutmayalım ki, Devlet, müktesebatını koruduğu gibi, kendisini var eden emeklisini de korursa Devlettir ve dolayısıyla da emeklisine harçlık değil, yaşama hakkını vermek zorunda olandır. Ak trollerin sosyal medyada, gerçekleri çarpıtmak üzere, yapay sorunlar yaratmak üzere görevlendirildiği ülkemizde, açlığa terk edilme gerçeği altında ezilen emeklilerimiz için, Mecliste nöbet tutan CHP'li Milletvekillerimize minnetle teşekkür etmeyi bir borç biliyoruz. Ve inşallah onlar, kendi emekliliklerinde, bizim sıkıntılarımızı çekmiyor olurlar.

 

 

Aynı nedenle, keserin yine döneceği dönemlerin de elbette tekrar geleceğinin, hiç akıldan çıkarılmaması elzemdir. Devlet sorumluluğuyla uğraşmak, kaş yaparken göz çıkarmaya dönüşür ki, hiç tavsiye edilmez. Öyleyse Trump son şansını akıllı kullanmalıdır. Çünkü, USA bir kampüs Devleti olsa da Senatosu vardır. Ve senato, salt Devlet müktesebatının her şeyin üstünde olduğunu savunmak için vardır.

 

Bütün takıntısını Monroe’ye bağlayan Trump, sütten çıkmış ak kaşık olduğunu sanıyor. Monroe dönemiyle, bugünün USA'sını, aynı çuvalın içindeki turplar sanıyor, çünkü kafası hiç çalışmıyor veya kendi menfaat dünyasından başka da bir dünya tanımıyor, belki de Yahudi’den bile daha fazla egosantriktir. Ne diyelim tanrısı ona akıl, fikir versin. Ya da boş versin, gerçek Dünya duvarına çarpan kafası dağılınca, nasıl olsa gerçek Dünya ile işine gelmese de tanışacaktır.

 

Halkının sefaletini hazırlayan otokrat bir tek adam olan ve sicili Trump’dan daha parlak(!) olmayan Maduro'nun, uyuşturucu bahanesiyle karga tulumba kaçırılması, Venezuela maden rezervlerine göz koyan enternasyonal bir korsanlığın göstergesi olurken, Doğu ve Batı arasında oluşacak yeni bir demir perdenin de işaret fişeği oluyordu. Yalnız BM Protokollerinin dışladığı bu durum, USA'yı izole edecektir. İşte insanoğlu, neresinden bakılsa budur. Peki insanlık mı nedir. Evrenin sonuna kadar uzanan ve her perdesi yeni aktörlerle oynanan evrensel bir tiyatrodur. Yani en iyisi akıllı olarak, ne olduğunu bilmek ve kendi sonuna kadar da öyle kalmaktır.

 

Tam da Demir perdelerden kurtulmuşken, yeni paradoksların ortaya çıkması evrensel dertleri bitirmez; ama çoğaltır. Bakalım Dünya akıllı adamlar konseyi nasıl çözecek bu gelişmeleri. Aptal adamları herkes tanıyor da akıllı adamlar konseyini ben de tanımıyorum aslında. Hani iyi niyetle böyle bir varsıla empati oluşturmak istedim sadece.

 

Türk tarihi aslında Dünya tarihi olduğu için bütün Dünya vatandaşları tarafından çok iyi bellenmelidir, ki zamanında olduğu gibi Dünya vatandaşları birliği yeniden sağlanarak, harpsiz ve Dünya Kardeşliği altında, sulh içinde yaşanabilsin. Bu aynı zamanda ileride Evren galaksileri birliğinin de kurulması demek olur ki, tanrı ritüelinde başı dönen insanlığın, erişmek için hedefine koyduğu sonsuz yaşam, belki de budur, kim bilir? Bense, çevrenizdeki karmaşadan dağılan kafalarınızı kaldırıp, biraz da ufuktaki Felsefe dağına çıkarak nefes alabilmeniz için bunları söylüyorum.

 

Bakın Dünyaca, en ünlü konuşan marka sembollerine (mesela Mercedes marka yıldızı vs.) sahip firmaların bile ticaret tarihlerinde hiç yapmadıkları kadar reklama düştükleri, her kategoride ürünler yapmaya yöneldiklerine bakılınca geleceğin ne hale geleceği de anlaşılıyor. Gelecek bir Dünya Savaşı'ndan sonra geride kalabilenlerin para, mal, mülk kalmamış bir Dünyada, yeniden paylaşımcı bir ortak yaşama dönmek zorunda kalacakları açıktır.

 

Şayet, severken bile zarar verdiğimiz hayvanların gözlerinin derinliklerine bakınca, insanlara daha fazla acıdıklarını anlarsınız. O Garipler konuşamıyorlar ki, neler hissettiklerini anlatabilsinler, çünkü düşüncelerini ancak gözleriyle anlatabiliyorlar. Hele geçen gün Ankara'da insan denen o ne olduğu belirsizlerin, hiç kimseye en ufak bir zararı dahi olmadan yaşadığı, yaşlı ömrünün son günlerini bile ona çok görerek, kendisini katledenlere, ağlayan gözleriyle bakan ve Matmazel diye anılan sevimli köpekçik, insan denen mahlukat hakkında acaba ne düşünüyordu? Bana sorarsanız, biçarenin ölmeden önce gözlerine bakıp, türüm adına özür dileyerek, onunla vedalaşmak isterdim.

 

Maduro’nun Trump ’tan bile bozuk siciline bakıldığında, ikisi birbirine yakışıyor diyebilirsiniz. Ama bu Trump'ı haklı çıkarmaz kuşkusuz. Ve bir gün aynı durumun Trump'ın ve kendisi gibi olan diğerlerinin de başına gelebilecek olması, USA falan dinlemez, bilesiniz. Size samimi bir itirafta bulunayım ki, Maduro veya Trump ve de bunlara iyi tanıdığımız başka birilerini de ekleyebilirsiniz, inanın ki bu adam bozuntularının muhtemel kahırlı akıbetleri, yüreğimi biçare matmazelin gözyaşları kadar asla sızlatamaz…

                      

Serendip Altındal

 

 

Özün Kişiliğindir...

Özün Kişiliğinin Aynasıdır (Eski makaleler)

serendipaltindal02.blogspot.com

serendipaltindal94@gmail.com