Blog Arşivi

15 Ekim 2025 Çarşamba

ZAMANIN DIŞINDA..

       


                                                                       

 15.10.2025

 

Eğer ‘Kürt sorunu vardır’ diyorsanız ve eski Türk İmparatorlukları dönemlerinde, bölgelerinin dağlarında yaşayan Türklerin, Kürt diye çağırıldıklarını bilmiyorsanız, aşağıdaki kitabı mutlaka okumalısınız. Kitabı aşağıdaki adresten indirebilir veya okuyabilirsiniz.

 

Yalnız ve ancak, Türk ve Kürt’ün ayrılamaz bütünlüğü ve Atatürk Cumhuriyetinin, Lozan da kabul edilen evrensel, tapulu hudutlar garantörlüğü içinde, demokratik ve özgür esenliği, görüş, inanç ve yorumları çerçevesinde ele aldığımız hususiyet, asla başka algılarla karıştırılmamalıdır.

   

https://drive.google.com/drive/folders/16xqxsDZMsloRfnpdz6xJVpOoIm3Uup7P

 

§          Bu yazıda ülkemizde ve çevresindeki topraklarda yüzyıllar boyu meydana gelen Türk boyları arasındaki kaynaşmaya örnek olacak böyle bir olaya değineceğiz. Bu “Türkmenlerin Kürtleşmesi” hadisesidir. Peki, insanlarımızın kendisini yukarıda sıraladığımız isimlerle ifade etmesi mesele olmuyor da neden “Kürt” adını taşıyınca sıkıntı çıkarıyor. Bunun sebebi Kürtlüğün, Türk milletini ve devletini bölüp parçalamak isteyen mihrakların kullandığı bir unsur olmasıdır. Açık söylemek gerekirse Kürtlük, Türklükten ayrı bir şey değildir.

Bu yüzden bir Türk’ün Kürtleşmesi veya bir Kürdün Türkleşmesi, biraz önce bahsettiğimiz Türk boyları arasındaki kaynaşmalara örnektir. Biz olaya böyle bakıyoruz ve işin aslı da budur. Ancak geriye dönüp baktığımızda Tarihimizde Kürt olayı çok farklı cereyan etmiştir. Dış güçler, Kürtleri Türk devletinin başına bela etmek için inanılmaz oyunlar oynamışlardır.

Ancak o dönemlerde ve günümüzde dahi bu oyunlara alet olmayıp erdemli davranan Kürt aşiretleri oldukça fazladır. Kürt konusunda bizim politikacıların da ihmalkâr davrandığını belirtmek yerinde olacaktır. Yapılan birçok araştırma sonunda Kürt adı ile tanınan insanların önemli bir kısmının Türk boylarından geldiğinin kanıtlanmış olması aslında sorunu halletmiş oluyor.

Yani kimi kimden koparacaklar. Öz, aslına ihanet etmez. Edenlerin soyunu bir araştırın bakın neler çıkacaktır. Abdullah Öcalan’ın Ermeni asıllı olduğunu görürüz. Öldürülen PKK militanları arasında çok sayıda sünnetsiz kişilerin olması da bu açıdan önemlidir. Bu kişilerin Kürtlere de düşman olduğu unutulmasın.

(Alıntı: 16 Türk Devleti- 16 Kürt Devleti-Memduh Yağmur)

---------------------------------------------------------------------------

 

Sen hiç üzülme anneciğim, bu günlerde geçecek. Diyerek anne mektubuna başlayan İmamoğlu, hiç olmazsa anacığıyla biraz da olsa hasret giderebildi. İkisinin de maneviyatını anlamamak için, insan olmamak gerekir. Yalnız çevremize bakınca, yiyeceklerine ulaşamayan, evlatlarına veya engelli hemcinslerine, kendi yiyeceklerinden taşıyan kedi ve köpekleri görünce, hele de evlatlarını öldüren veya gasp eden bazı insanlar, insan vasfını taşımaktan utanmalıdırlar demek, cetvel gibi doğru oluyor.

 

Mesela karınca deyip geçmeyin, o kadar vazifeşinas ve fedakâr canlardır ki inanmak zordur. Kışlık stoklarını yapmaya başlarken, ilk işçi mangaları imha bile edilseler, diğer arkadaşları hemen ölenlerin yerini derhal alır ve erzak toplamaya ya da kendilerini feda etmeye devam ederler. Ve doğa bütün canlarıyla bir şekilde, bu öğretiye devam eder. Hatta doğa katili insanlar, doğayı kendilerinin yaşayamayacağı hale getirseler bile, doğa onları yine yaşatmaya devam edecektir. Çünkü insanlar gibi insafsız olmayı ve intikam almayı bilmez.

 

Trump'ın karşısında, ayaklarını neredeyse adamın kucağına uzatacak kadar rahatlayan Natenyahu'nun, harici sularda Sumud aktivistlerine saldırması, ikilinin verdikleri resme göre normaldir. Netanyahu ‘ya sormak gerekirse; yoksa eski çağlarda tanrıların arabalarına binip uzayda asırlarca dolaştıktan sonra şimdi indiniz Dünya ya da böylesine zaman dışı mı kaldınız? Belki de travma içindesiniz, çünkü devamlı güncellediğiniz zırva yetinizin, başka bir izahı yoktur.

 

Bu arada Ayşe Barım namlı, yarısı hastanelik hale gelmiş, diğer yarısı da hak etmeden yaşadıklarını bir türlü anlayamayan acınası bir garip kadını, darbecilikle itham eden müstevlilere bir anımsatma yapalım. Gezi olayları asla bir darbe değildi, şayet olsaydı, her şey biter ve biz bunları asla konuşamıyor olurduk. Ve Sinan Ateş davasının her detayını kendi arşivinde tutan bir Avukat öldürülmüşken, sadece öldürenin değil; ama azmettirenin de katil olduğunu, akıllı geçinen muhteris bazı siyasilerin çok iyi biliyor olması gerekir. Ayrıca suskunluğun kendilerini kurtaramayacağını da asla unutmamalıdırlar.

 

Geleceğin asal teknolojik ürünlerinden biri olan Bor madeni, ülkemizde Dünya rezervinin yaklaşık %73 üne tekabül etmektedir. Ki bu çok önemli ve ülkemizi de geleceğin teknolojik sanayi devleri arasına sokacak olan muhteşem bir ülke servetidir. İşte böyle bir serveti bile Erdoğan’ın elinin tersiyle iterek, kendi meşruiyeti için Trump’a peşkeş etmesini, bırakın kabul etmeyi, tartışmak bile insan aklına uymayacak bir iştigaldir.

 

Dikkat gerektiren başka bir olay da CHP gibi, genel muhalefeti dahi bölme uğraşı veren AKP taifesinin, yeni bir provokasyona daha imza attığını, düşünmek gerekçesidir. Şöyle ki; Meclis açılışında, haklı bir prensip kararıyla yer almayan CHP'ne atıfta bulunan, buluşmaya iştirak eden bazı muhalefet Partileri ve içinde CHP olmayan azınlık bir muhalefeti sözde kucaklarken; Trump’ın kucağına ülkenin milli servetini kimseye sormadan bırakan Erdoğan'la verdikleri resmi, tenkit ettiğini bahane eden ve konuşmasını bilmeyen birileri, CHP'ne sitem koydular. Oysa, bütün üyeleri inteligent, liyakat sahibi kadın ve erkeklerden oluşan CHP kadrosunda, böyle densizliklere muhatap olacak bir hafiflik yapıldığına, hele de CHP’nin bütün milleti kucaklayan mitinglerine bakınca inanmak mümkün değildir.

 

10 Ekim 2015 günü Ankara Garında, emperyalist güdümlü, bandrolsüz IŞID yaftalı ve Erdoğan'ı otokrat yapmaya kararlı CIA çetesiyle, 104 sosyal görüşlü insanımızı katleden Trump’giller, en insancıl ve yetenekli insanlara verilen NOBEL ödülünde, utanmadan bir de hak mı iddia ediyorlar. Ne var ki, kampüs Devlet gelecekleri iyice kararmış olan Amerikalılar, Trump'la ve kuyruğundaki İsrail ile bizim topraklarımızda, yeni bir macera filmi çevirmeye başladılar. Ne diyelim; filmin sonunda parlayacak olan "THE END" yazısını bekleyelim o zaman. Ki, beyazı ve siyahı birlikte görelim.

 

Bu arada, Filistin ile İsrail arasında yapılan ateşkes antlaşmasına rağmen İsrail'in Gazze'yi bombalamaya devam etmesi, Filistin bölgesinde bolca mevcut olan hidro-karbon yataklarına çökmek amacıyla, Trump'la yapılan ortaklık üzerine, taş taş üstünde bırakmayarak ve eski mülkiyetlerden arınmış, sıfırdan bir yeniden yapılanmayı da devir almak için yapılıyor olabilir. Aynı bahaneyle, güncel şartların kendisine hayli opsiyon bağışladığı Trump, İsrail meclisinde, Siyonistlere gülücükler dağıtarak yaptığı ve bolca alkışlandığı klasik şovunda, güç ve silah reklamını da araya sıkıştırmayı, şüphesiz ihmal etmedi. Böylece Ortadoğu da emperyalistin kim olduğu mesajını da kendisini iyi tanıyan Amerikalılar hariç diğerlerine, bir daha anımsatmış oldu.

 

Bizdeki süreç meselesine gelince; başta DEM tarafı olmak üzere herkes evelemeyi, gevelemeyi, bıraksın ve ellerindeki bütün kartları masaya çıkarsın, yani maksat ve niyetler avuç içi gibi açık olsun, gizli veya söylenmeyen, düşünülmeyen hiçbir şey kalmasın. Süreçle, demokratikleşme, elmayla, armut gibidir, birlikte sayılamaz. Açık, seçik ve bütün milletin önünde tartışalım. Ve sonra da karar verelim, ne dersiniz?

 

Çünkü milli müktesebat haklarımız, her türlü siyasi görüş ve yorumun üstünde ve bizim için de hayati olandır. Dolayısıyla, konu milli müktesebatımız olursa, hiçbir siyasi menfaat tensibini asla ciddiye bile almadan, salt milli menfaatlerimiz doğrultusunda kimseye, noktalı virgül kadar taviz vermeyiz, demek düşer bize de. Atatürk bugün yaşıyor olsaydı, Erdoğan'ın meşruiyetinden değersiz bulduğu değerli madenlerimizi, acaba nasıl değerlendirirdi? Aynı bağlamda AKP’lilere, sindirim sistemleri en zayıf halkaları deniyor. Oysa onların sindirmeye ihtiyaçları yok ki, çünkü yediklerini hazmedemeden hemen çıkartıyorlar nasıl olsa.

 

Cumhuriyet tarihinin, AB başkenti Brüksel’den bütün dünyaya hitap eden ilk mitinginde, Özgür Özel, AB vatandaşlarımızın yanı sıra bütün AB ve dünya demokrasisini de ilgilendiren, adilce birliktelik paylaşımı ve Türkiye Cumhuriyeti özelinde söylenmesi gereken her şeyi, Türk Ulusunu temsilen ifade etti. Aslında bütün Dünya genelinde olması gereken “yurtta sulh, Dünya da sulh” olmazsa olmaz evrensel dostluğunu, Atatürk perspektifiyle de ifade eden bir konuşmaydı bu. Kendisine ve bütün sevenlerine, şükranlarımızı, minnetlerimizi, sevgilerimizle, AB vatandaşlarımızla birlikte yolluyoruz.

 

Ortadoğu Bedevilerinin Mısır da bir araya geldiği güldürüde, kervancı başının komutları harfiyen uygulanırken, aynı saatlerde Özgür Özel mutat CHP konuşmasını yapıyordu. Bırakın Mısır'daki ateşkes buluşmasını ve Gazze de sapkın ihtiras uğruna ölen binlerce çocuk, kadın ve tahrip edilen hastanelerde bile ölmek zorunda bırakılanları da içinizi fazla daraltmayın. Şayet izlemediyseniz, Atatürk'ün askeri Özgür Özel'in gurup konuşmasını izleyin veya söylediklerini okuyun da ferahlayan yüreğinizde şenlik olsun. Ve kendinizi her şeyin iyi olacağı günlere hazırlayın.

 

 Sözün özü; diyelim ki, fazla hırsın adamı sonunda hırsız yaptığını iyi bildiğimiz nedeniyle, hırsınıza el freni takın, hırsınız ölçüyü kaçırdığında, hiç olmazsa freni çekebilesiniz. Ben bunu çok yazdım şimdiye kadar; ama ne var ki, bazı insan doğası, bir türlü hırsını frenleyemiyor. Çevresine kâbus olurken, kendisi de sürgün yiyor...

 

                                                            Serendip Altındal

 

Özün Kişiliğindir...

Özün Kişiliğinin Aynasıdır (Eski makaleler)

serendipaltindal02.blogspot.com

serendipaltindal94@gmail.com