1.09.2025
TÜRK TEFEKKÜR TARİHİ ÜZERİNE
§ Çünkü dile dökmek ‘ne olduğunu’ ortaya koymak değil, özel kültürel bir çevrede anlaşabilirliği öne çıkararak katılımda bulunmak, Kavramlar, söylemler, zihinsel süreçler dışarıdaki dünyanın yansımasından daha çok kültürel olarak belirginleşen bir dilsel yapının bileşenleridir. Evrensel mekanizmalarla kurulan yapılar dahi, durumun ‘öyle olduğunu’ vermez. Bu nedenle “hakikat” varsayımı ya da şeffaf bir yapıda doğru olduğuna iman edilenler, cemaatlerin inşâ ettiği gerçekliğin yan ürünüdürler. Hakikatten söz edilecekse, dile bağlı inançların dışında bir ‘hakikat’ yoktur.
Türk
tarihi ve tefekkürü zengin ve etkin olmakla beraber maalesef öksüzdür. Lakin hayıflanmanın
anlamı yoktur. Acilen harekete geçilmelidir. Bireysel olarak yapılabilecek olanlar
devede kulak mesabesinde de kalsa, elden gelenin arda konulmaması gerekir.
Niçin mi? Çünkü yol önümüzde değil ardımızdadır. Kıymet bilinse de bilinmese de
yürüdüğümüz kadarıyla var olup ayakta kalacağız. Yürüdüğümüzle var olmak,
önümüze bakmamak anlamında yorumlanmamalıdır. Tabi ki önümüze bakacağız. Bu
anlamda önümüzde de yolların olduğu dile getirilebilir. Yaşanmışlık açısından
bu bakış gayet doğaldır. Nihayette an ve an belirlediğimiz bir gelecekten daha
ziyade belirlenmiş geçmişler içinde yürümek daha kolay görünür. Ancak
unutulmamalıdır ki, günün birinde hakkımızda bir hüküm verilecek olursa, o
hükmün temel dayanağı büyük ihtimalle yapacağımız değil, yaptığımız olacaktır.
Türk
felsefe tarihine giriş, gelecek kurmaktan daha ziyade geçmişi okumakla alakalıdır.
Zira ‘geçmişi olmayanların geleceğinin de olmayacağı’ tecrübelerle sabittir.
Ayrıca olun arkada olması da bizi zorunlu olarak geleceği geçmiş üzerinden
kurmaya yönlendirmektedir. Bu
durumda işe nereden başlamak gerekmektedir? Çok geniş bir coğrafyayı ve uzun
bir zaman dilimini içine alan Türk tefekkür tarihi ve felsefesi, bakirdir.
Zaman ve zemin bakımından genişlik, işi hem kolaylaştırmakta hem de zorlaştırmaktadır.
Kolaylık, tutulan her bir dalın yüzebilme imkânı sunmasında; zorluk ise dalları
fışkırdığı gövdeye, gövdeyi de köke bağlayabilmenin giriftliğindedir. Türk
tefekkür tarihi devranî ve devasa bir ağaçsa gövdesi dallı budaklıdır. Kökü de
toprağın derinliklerindedir. Modern epistemik okumalar, sadece ağacın
parçalanmış görüntüsünü vermektedir. Ağacı ontolojik düzlemde bir bütün olarak
görmek ve onto-epistemik bir okumaya tabi tutmak ise büyük dikkat, emek ve
sabır istemektedir.
Sonuç
yerine
Prof.
Dr. Hilmi Ziya Ülken, bir yazısında Eski Yunan felsefesinin bir “miras yedi”11 olduğunu ifade eder. Gerçekten de
biz bugün çok daha iyi fark etmekteyiz ki, hiçbir düşünce ve felsefe gökten
zembille inmemektedir. Geçmişten beslenmekte ve etkileşimlerle yol almaktadır. Mesele,
tarih olmuş varolanın öncelikle fark edilmesi ve kavranmasıdır. İkinci adım ise,
aktüel olan yaklaşımları dikkate alarak keşfedilenin inşâ edilmesidir. Bu tavra
bir isim bulmak gerekirse, bizim önerimiz inşâî keşif kavramıdır. Keşfedilenin
inşâsı, yapılanın mutlak olmadığını gösterir. Geçmişin farklı tarzlarda
okunabileceğine işaret eder. Bu okumaları birbirini desteklemesi ve düzeltmesi
ise felsefeleri oluşturacaktır.
Biz
Hocamız Süleyman Hayri Bolay’ın yaptığı çalışmalardan Türk tefekkürü ve felsefesini
yeni yeni keşfetmeye başladık. Yapılması gereken hocamızın önderliğinde büyük bir
dinamizme sahip olan, Türk düşünce tarihini önerdiğimiz bakış açısından
keşfetmeye ve keşfederken de inşâ etmeye devam etmektir. Bu, felsefenin eski
Yunanla başlayan bir aktivite olmadığını, her dönemin, her milletin az ya da
çok felsefî bir birikime sahip olduğunu bizlere gösterecektir.
Sözü
Süleyman Hayri Bolay Hocamızın bir tespitiyle bitirelim: “Türk düşüncesinin tarihi
ufku çok geniştir. Tarihi seyri devletlere yaygınlığı itibariyle Batı düşünce
hayatında daha geniş bir tarihe, coğrafyaya sahiptir. Muhteva itibariyle de en
az Batı düşünce hayatı kadar zengindir.”12 Bizlere düşen bu zenginlikten
gereğince nasipdâr olmak için zihnimizi ve gönlümüzü açık tutmak ve gayretli olmaktır.
(TÜRK TEFEKKÜR
TARİHİNİ VE FELSEFESİNİ OKUMAYA METODOLOJİK BİR ÖNERİ- Doç. Dr. Süleyman DÖNMEZ)
Kaynaklar:
H. Ziya Ülken: Şeytan’la Konuşmalar, Ülken
Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2003.
Hüsamettin Arslan: Epistemik Cemaat, Paradigma
yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2007.
J. K. Gergen:
“Sosyal İnşa: Batının
Psikolojisinde Kendi Kendine
Konuşmasından Karşılıklı Küresel Konuşmaya”, Doğunun ve Batının
Yerelliği: Bireylik Bilgisine
Dair, ed. Sibel A. Erkonaç,
Alfa Yayınları, İstanbul 2004.
P. Hadot: Wittgenstein ve Dilin Sınırları, çev.
M. Erşen, Doğubatı yayınları, İstanbul, 2009.
S. Hayri Bolay: Türk Düşüncesinde Gezintiler,
Nobel Yayınları, İstanbul 2007.
S. Hayri Bolay: Osmanlı Düşünce Dünyası, Akçağ Yayınları 2. Baskı, Ankara 2011.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
11
H. Ziya Ülken: Şeytan’la Konuşmalar, Ülken Yayınları, 2. Baskı, İstanbul
2003, s. 19.
12
S. Hayri Bolay: Türk Düşüncesinde Gezintiler, Nobel Yayınları, İstanbul
2007, önsöz.
Yukarıdaki
alıntı, öz kimliklerinin henüz bilincinde olmayanlara belki kılavuz olabilir. Ne
ki, ülkemizde durum öyle bir noktaya geldi ki, Erdoğan’ın bundan sonra artık
eline alacağı, ancak pimi çekilmiş bir bomba olabilir. Esasen durum bu olduysa,
‘bir gece ansızın gidebilirim’ sözü de artık yeni menkulü olacaktır. İyi de
giderken son opsiyonu Çerçioğlu’nu nereye koyacaktır. Yalnız gideceği yer, o da
kabul görürse tabi, muhtemelen Trump’ın aşağı mahallesi olabilir.
Bakarsınız,
Çerçioğlu (pardon Çerçi Kızı’nı) da beraberinde götürür belki. Çünkü onu suç
ortağı da yaptığı için, hani yakışırlar birbirlerine. Ne ki, şayet Erdoğan seçim
tarihini beklerse, bir daha aday olamayacağı için de bir gece ansızın yola
çıkabilir. Ama erken seçime karar verip son şansını denemeye kalkarsa da seçim
sonuçları alınınca derhal kaybolabilir. Çünkü ülkede kalması, kendisi için
katastrofal olacaktır.
Konu
Erdoğan’sa, sakın olmaz demeyin. Birileri şekerciden bonbon alır gibi iftiracı
pazarlıyor ve mağdurların hali de saklanamıyor. Burada ise soru şu olabilir. Adamlar
hala bu kafayla, İktidarda kalmayı mı düşünüyorlar? Ey AKP, CHP mitinglerini gözünle
değil beyninle izle ve anla artık hal i pür melalini. Bir zamanlar sağdan,
soldan para ödenerek toplanan taşıma topluluklarla miting yaparken, artık bütün
millet CHP mitinglerinde hak yolunu terennüm ettiği için de bakın size
toplayacak taşıma aday bile kalmadı.
Hele
bu duruma bir de Cumhur tokadı inerse, bilmem nasıl bitecektir son sahneniz. Çünkü
DEVRAN saati çalacak diyorduk; ama Erdoğan’a siyasi top çevirmeyi de öğreten Bahçeli,
top çevirmeye hala kendisi devam ediyor. Ne ki buna hiç gerek yoktur, zira MİLLET
isterse, sandığı hemen önüne koyabilir. Yalnız Bahçeli top çevirmeyi uzatır ve cumhur
ittifakından kurtulamazsa, süreçten beklediği sonucu asla göremez ve artık siyaseti
de unutması gerekecektir.
Bir
adama suç örgütü lideri diyorlar ve bütün şaibeli işlerde parmağı olduğunu söyledikleri
ve ev hapsi verdikleri bu insanı, sinyal vermeyen kelepçeyle, dışarıda tutup,
her istediğini yapıyorlar. Diğer yanda ise suçsuz CHP’li Belediyecileri, bırakın
ev hapsini, aylardır zindanlarda tutup, kendilerini IQ sahibi gösterirken,
MİLLET’i de keriz mi sanıyorlar? Korktuklarını zindana atmakla İktidarlarını koruyacaklarını
mı sanıyorlar? Hadi canım, güldürmeyin insanı.
Bu
arada tarihin ilk çağlarında bile yapılmayan, özellikle de en vicdansız çocuk
kıyamını, 21.yüzyılda Gazze de halen engelsiz yapmakta olan Trump destekli Netanyahu
çetesine, bakalım yakın günler neler hazırlıyor. Zira bir şeyler olacağı da
kesindir, en iyisi, bekleyip görmek. Yoksa, vatandaşların köylüsünden, beyaz
yakalısına kadar, gırtlaklarından taşan AKP bezgini hezeyanlarını, hala yorumlayamıyorlar
mı?
Ayrıca, memurlar Sendikasının Beştepe yürüyüşüne,
polisle barikat oluşturan AKP İktidarının, kendi eliyle daha da eksiye taşıdığı
mevcudiyetini, yoksa hala uzatmalara yeterli mi sanıyorlar? Aslında bu kadar
adaletsizliğe ihtiyaç hisseden adamların, mutlaka geçmişleri de bir şekilde adaletsizdir.
İşte bu noktadan yola çıkılırsa, kendilerine karşı da birçok iftiracı kolayca
bulunabilir. Bir misalle de vurgulayalım. Mesela bir adam, diğerine silahını
doğrultuyor.
İki
adam arasında bir mücadele olurken, silah patlıyor ve silahı ilk doğrultan,
kendi silahıyla vurulup ölüyor. Ne oldu şimdi, acaba sonuç taammüden cinayet mi
yoksa nefsi müdafaa mı? Şayet ölen AKP’liyse, bu İktidarla sonucun, tek celsede
taammü cinayeti olarak karara bağlanacağı kesindir. İşte toplumu ayrıştırmak da
böyle bir şeydir anlaşıldığı üzere. Hani ülke şahlanacaktı, diyenlere de bir
anımsatma yapalım. Ülke gerçekten Şahlandı ve Şahın önüne gelen her harici
misafire serdiği kırmızı halılardan, kime hizmet ettiği de anlaşılmıyor artık.
Kendisini
sevmenin bir ibadet olduğu sevgili Atatürk’ü, en yüce Bayram günümüz olan 30
Ağustos da coşkuyla ve 103 yılında bir kere daha kutlayarak, minnetle bağrımıza
bastık. Ey gençler, çok iyi bilin ve belleyin ki, Atanın Gençliğe Hitabesinin
son 3 cümlesi, bilhassa sizlerin bugünkü günlerinize ithaf edilmiştir. O
nedenle de milli müktesebatınızı, bugünü yarınla katlayarak iki defa düşünün…
Serendip
Altındal
Özün
Kişiliğinin Aynasıdır (Eski makaleler)
serendipaltindal02.blogspot.com
